PSİKOLOJİ YAZILARI

28/01/2011
Ötekileştirme
Prof. Dr. Üstün DÖKMEN
İnsanlar, kendilerini belirli gruplara ait hissederler, bu grupların üyeleriyle aralarında birtakım ortaklıklar bulunduğunu düşünürler ve her zaman, her konuda olmasa bile bu gruplar içinde genelde uzlaşırlar. Bir de bazılarını ötekileştirme vardır; adı açıkça konmasa bile bazıları “öteki” olarak algılanır; ötekinin farklı olduğuna, yanlış düşündüğüne, yanlış davrandığına, bu yüzden de onunla uzlaşılamayacağına inanılır. Yaygın bir tavırla, ait olduğumuz grubu yüceltir, ötekini/ötekileri alçaltarak, kendimizi, kendi gözümüzde değerli kılarız. Ardından da bizi değerli görmeyenlere kızmaya başlarız.   Birbirlerini “öteki” olarak tanımlayanlara arasında, görünmeyen ama varlıkları hissedilen adeta birtakım sanal duvarlar vardır. Genellikle duvarın iki yanındakiler de birbirlerini “öteki” olarak algılar. Bir zamanlar Çinlilere göre, Çin Seddi’nin dışındakiler öteki/barbar insanlardı, tarımdan anlamazlardı. Setin gerisindekilere göre ise Çinliler tarımdan başka bir şeyden anlamayan ve atı, oku bilmeyen insanlardı.   Bu konuda bir görece durum söz konusudur; bazen birilerini bazı ölçütler açısından öteki olarak algılarken bazı ölçütler açısından kendi grubumuzun içinde olarak algılarız. Örneğin komşunuzu öteki olarak algılarken, bir dış tehdit karşısında onunla aynı grupta bulunduğumuzu düşünebiliriz. Benzer şekilde, aralarında çatışan, birbirlerine öteki muamelesi yapan kardeşler, dışarıdan yönelen saldırılar karşısında birleşebilir.   Öteki tanımına uyanlar, empati kuramadığımız, şablonla baktığımız, dışladığımız kişilerdir. Ötekileştirdiğimiz kişiler için, günlük ifadeyle, “Adam değil,” deriz, onların adam olmadıklarını, hatta bazen insan bile olmadıklarını düşünürüz. Hindistan’da, lağımcılık ve benzeri işlerle uğraşan dokunulmazlar sınıfı vardır; üst kasttan insanlar, gerek gerçek, gerekse mecazi anlamda bunlara dokunmazlar. (Bazen kastlar arasındaki sınırlar, Çin Seddi’nden veya Berlin Duvarı’ndan daha katıdır.) Zihnimizdeki “önyargılar” ile karşımızdaki “öteki” arasında karşılıklı etkileşim vardır. Önyargılarımız arttıkça öteki’ni giderek daha itici ve tehlikeli algılamaya başlarız. Ötekinden kaçındıkça ve onunla çatıştıkça da ona ilişkin yeni ve daha güçlü önyargılar ediniriz. Ötekiyle aramızda bir duvar varsa, bu duvarın harcı önyargılarımızdır. Önyargılar zaten dünya çapında bir sorundur, tarih boyunca sorun olmuştur. Bunların kasıtlı olarak körüklenmesi ise, insanları öğüten bir dünya çıkarıyor ortaya. Duvarın öte tarafındakilere yönelik önyargılar, saldırganlığa, savaşlara yol açar. Duvarın bu yanındakiler için duvarın ötesindeki ötekiler, ruhsuz, duygusuz varlıklardır; acı çekmezler, üzülmezler, üzülseler bile bu önemli değildir. Onları öldürebiliriz, mümkün olursa köleleştirip istediğimiz gibi (her açıdan) kullanabiliriz, satıp paraya tahvil edebiliriz. Ötekiler her yönden kötü insanlardır, hatta insan bile sayılmazlar. Bir savaşçının dediği gibi, -maalesef- “En iyi öteki, ölü bir ötekidir.”   Duvarın ötesindeki sefil varlıkları kandırabiliriz, üç kağıda getirebiliriz, bu yanında bulunan canımız ciğerimiz insanları da kandırabiliriz; ancak bizimkileri kandırırken biraz dikkatli olmamamız gerekir. Ötekilerde dikkat edecek bir şey yoktur. Duvarın bu yanındakiler, yani bizimkiler –az veya çok- asil insanlardır, soylarında, yürüyüşlerinde, gülüşlerinde hatta çatal tutuşlarında bir asalet vardır. Onlar elit zümredir, zümrütleri,  kürkleri vardır; vapurda birinci sınıfa, uçakta ön tarafa otururlar. Göz önündedirler ama ortalarda fazla görünmezler, az okurlar ama her şeyi bilirler. Uygarlık timsalidirler, uygarlık timsali timsah derisinden aksesuarlar kullanırlar. Duvarın öte tarafında ise asalet filan yoktur; duvarı aşıp içeriye girmek için fırsat kollayan bu barbar insanlar, medeniyetten nasibini almamıştır. Mesela çatalı kaşık gibi kullanırlar, karidesi böcek zannederler. (Artık gerisini varın siz düşünün.)   Sonuçta, duvarın berisindekiler, ötesindekilere cephe aldıklarında, bu cepheleşme genelde öncelikle dışarıdakilerin aleyhinedir. (Ancak bu durum dışındakiler için tamamen de kötü değildir; onları daha güçlü olma konusunda yüreklendirebilir.) duvarın korunaklı iç tarafında bulunmak ise, kendilerini “asil” ilan etmiş kişiler için kısa vadede yararlıdır, hayatta kalmalarını kolaylaştırır. Ancak ötekileri dışlayanlar, bir süre sonra bu durumdan kendileri de zarar göreceklerdir; siz, doludizgin sanayileşmeye devam ettiğinizde, ötekilerin ozon tabakası delindiğinde sizin ozon tabakanızda delinecektir. Özde, özette-sürekli unutuyor olsak da- tüm insanlar kardeştir; insanlar, birbirlerini ötekileştirdikçe, aslında kendi kendilerine eziyet etmekte, bindikleri dalı kesmektedirler. (Nasrettin Hoca’nın bindiği dalı kesme hikayesi, dünden bugüne evrensel bir iletidir.) Ötekiyle aranızdaki duvarı, öteki altında kalsın diye yıkadığınızda, o altta kalabilir; ama siz de kalabilirsiniz. Dünyaya yukarıdan baktığınızda, insanların birtakım önyargılarla birbirlerini ötekileştirmeleri, kendilerine koruma sağlar, karlıdır ama ahlaki değildir. Oysa insan, hem korunup hem ahlaki davranabilir. Ötekini yok etmek için akla gelmedik tuzaklar kurabilen insan, ötekiyle uzlaşmak ve birlikte yaşamak için de akla gelmedik yollar bulabilir. Öncelikle ötekiyle empati kurmak gerekir. Yıllar önce yazılmış bir şiir şöyle:   Herkesin ölüsü kendine kutsal; Çingene mezarlığında piramitler vardır.
DEVAMINI OKU
27/01/2011
Sınav Kaygısı ve Sınav Yolculuğu
Uzm. Psi. Süleyman HECEBİL
OKS VE ÖSS SINAVLARINA HAZIRLIK UZUN SÜRELİ BİR YOLCULUKDUR.   Bu yolculuğa çıkanlar birbirlerinden farklılık gösterirler. Bu farklılıklar: Bu yolculuğa çıkma isteği olanlar / olmayanlar Yolculuğa bir türlü başlayamayanlar Nereye gittiğini bilenler / bilmeyenler Yolculuğu yarıda bırakanlar / sürdürenler Yaptıkları yolculuk süresinden daha fazla mola verenler   Yolculuğa çıkma isteği olmayanlar Akademik anlamda özgüveni düşük olanlar Başarısızlık korkusu yüksek olanlar Akademik konularda bir çok başarısız deneyim yaşayanlar Başka hedefleri olanlar   Yolculuğa bir türlü başlayamayanlar Kaygılı olanlar Ayrıntılara aşırı önem verenler Mükemmeliyetçiler Erteleyenler (son dakikacılar)   Nereye gittiğini bilmeyenler Kendini (yeterliliklerini, becerilerini, ilgi ve yeteneklerini) tanımayanlar Kişisel vizyonu ve hedefi olmayanlar Günlük yaşamın dümen suyunda sürüklenip gidenler (kendini yönetemeyenler)   Yolculuğu yarıda bırakanlar Başarıya ulaşmak için stratejisi olmayanlar Hızlı koşup çabuk yorulanlar (nefesini ayarlayamayanlar) Gerçekçi hedef belirleyemeyenler   Yaptıkları yolculuk süresinden daha fazla mola verenler Düşük enerjilive düşük motivasyonlular Dikkat ve konsantrasyon sorunu yaşayanlar İlgi ve istekleri daldan dala atlayanlar Aşırı sosyal tipler   Başarıya Ulaşmak için Nereye gittiğini biliyorsanız yolculuk daha eğlencelidir. Yolculuk ne kadar büyük olursa o kadar kararlı olmak zorundasınız. Hayalleri olmayanlar başarısız olur. Hayalleriniz önceliklerinizi belirler, çalışmalarınıza değer katar. Hayalleri olmayanlar hayalleri olanları hazmedemezler, bunu onlarla alay ederek ifade ederler. "Hiçbir yere" yolculuk olmaz, gideceğiniz yeri saptayıp ona göre yelken açmalısınız. Tutumunuz ne kadar iyiyse o kadar uzağa gidersiniz. Nereye gittiğini bilmeyenin nereye gittiğinin bir önemi  yoktur. Yaşamı ile ilgili projesi olmayanlar projesi olanların (başkalarının) projesi olurlar. Siz kendinizi yönetmezseniz başkaları sizi yönetir.   SINAV KAYGISI   Sınav kaygısı, sınav öncesinde ve sınav anında yaşanan stresin doğurduğu  karmaşık fizyolojik   ve duygusal tepkilerdir.   Sınav kaygısı Öğrenciler Tarafından Nasıl Dile Getirilir?   Sınavdan önce / sınav anında: Çok huzursuz oluyorum, Uykularım bozuluyor, Adeta kulaklarım uğulduyor, gözlerim kararıyor, Tüm bildiklerimi unutuyorum, Bir sürü işlem hatası yapıyorum, Okuduğum   soruları anlayamıyorum, Soruları yetiştiremiyorum, Sınavdan sonra yanlışlarımı görünce çok şaşırıyorum vb.....   Sınav Kaygısının Nedenleri Zamanı iyi kullanamama Sınava gerçeğinden farklı anlamlar yükleme Sınavda başarısız olma korkusu Gerçekçi olmayan düşünce biçimleri Çevrenin beklenti düzeyi ve ailenin sınava bakış açısı Gelecekte yapılacak sınavın sonucu ile ilgilenme Geçmiş ve gelecek arasında savrulma Zihinde "sınav sonucu" konulu film izleme      Sınav Kaygısına Neden Olan ve Gerçekçi Olmayan Düşünce Biçimine İlişkin Bazı Örnekler Ben bu sınavda başarılı olamayacağım. Bu testte bile 2 yanlışım var "ben mahvolmuşum". Bu sınavdan iyi sonuç aldım ama sorular çok kolaydı. Ben aptalın biriyim. Hata yapmamalıyım Günde en az ........ kadar soru çözmeliyim. Başkalarına karşı rezil olmamam için sınavı kazanmalıyım. Sınavda Sayısaldan 38, Sözelden 34,5 net yapmalıyım.   Gelecekte yapılacak sınavın sonucu ile ilgilenmeyle ilişkin bazı örnekler Kaç puan alabilirim? Alacağım bu puanla nereleri kazanabilirim? Acaba konuları yetiştirebilecekmiyim? Eksiklerimi tamamlayabilecek miyim?   Geçmiş ve  gelecek arasında savrulmaya ilişkin bazı örnekler " Bir olayın kötü yönlerini düşün iyi olunca sevinirsin" Geçmişte pek çok hata yaptım. Geçmişte pek başarılı olamadım. Zaten Matematik dersinide hiç beceremem. Hiç düzenli bir öğrenci olmadım. "Yok yok ben kazanamam vb........   Sınava ilişkin olumsuz iç konuşmalar İç konuşmaların en temel özelliği telkin gücü olmasıdır. Bir kişinin kendisiyle konuşması ve dünyasını yapılandırma tarzı, ruh hali ve davranışlar üzerinde büyük ölçüde etkili olabilir. Genel olarak kaygı bozukluğu yaşayan insanlar kendileriyle olumsuz ve kaygılı bir tavırla konuşma eğilimdedirler.   Sınav Kaygısını Yaşayan Öğrencilere Öneriler Sınava ilişkin koşullar oluşturmayın, strateji oluşturun. Görünmeyen gelecekle değil bu günle ilgilenin. Sınavda soru soru düşünün. Toptancı düşünce biçiminden perakende düşünce biçimine geçin. Kaygılanmamak için yeni kaygılar üretmeyin. Heyecanlanmanıza izin verin. Birbirinize kaygı bulaştırmayın. İnsanlar düşündükleri gibi davranırlar. Beyninize ne söylerseniz onu yapar.   NOT: Herhangi bir nedenle izinsiz ve kaynak gösterilmeden  tamamen yada kısmen alıntı yapılamaz    ve  kullanılamaz . Her türlü hakkı yazara aittir.
DEVAMINI OKU
21/01/2011
Ders Çalışma Sorununa Bilişsel Yaklaşım
Uzm. Psk. Süleyman Hecebil
Ders Çalışma Sorunu Öğrenciler Tarafından Nasıl Dile Getirilir? “Çalışma isteğim yok.” “Çalışmak istiyorum ama çalışamıyorum.” “Çalışmaya tam başlayacağım sırada çalışmayı erteliyorum.” “Çalışıyorum ama sınavlarda başarılı olamıyorum.” “Bir türlü çalışma masasına oturamıyorum.” “Çalışmaya başlıyorum ama kısa bir süre sonra masadan kalkıyorum (ara veriyorum).” “Motivasyonum yok (motive olamıyorum).” “Çalışırken hayallere dalıp gidiyorum.” “Çalışırken çok sıkılıyorum.” “Program yapıyorum ama bir türlü uyamıyorum.”   Bu Sorunu Yaşayan Öğrencilerin Ders Çalışmaya İlişkin Ne Gibi Düşünce ve İnançları Olabilir? “Çalışma çok önemli bir faaliyettir. Bu nedenle önce diğer önemsiz ve ufak – tefek (!) konuları halledip sonra çalışmaya başlayayım.” (Ders çalışmayı uykudan önceki günün son saatlerine bırakanlar.) “Çalışma isteği bir türlü gelmiyor. Biraz istek gelse hemen çalışmaya başlayacağım.” “Çalışmaya başladığımda kafam rahat olmalı: Karnım tok, zinde, tüm telefon görüşmelerini tamamlamış, rahatlamış, maç ve spor programlarının tamamlandığı vb… bir zaman ve sessiz bir ortam sağlamalıyım kendime.” (erteleyenler-son dakikacılar). “Çalışmak zor, sıkıcı ve yorucu bir faaliyettir.” (Çalışırken sıkıntıdan patlayanlar ve masada kıpır kıpır yerinde duramayanlar.) “Çalışsam da sınavda başarılı olamıyorum.” (Çalışma odasında / masasında sık sık hayallere dalanlar.) “Ya! benim motive olmaya ihtiyacım var. Birileri beni motive etmeli” vb…   Ders Çalışma Sorunu Yaşayan Öğrencilerin Çalışma Faaliyeti ve Çalışma Odaları İle İlgili Zihinlerindeki Resimler Karanlık, Karışık, Sıkıcı, Dışarısı daha eğlenceli, Boğucu, Hayalleri ile baş başa kaldığı yer vb…   Ders Çalışma Sorunu Yaşayan Öğrencilere yardım için kullanılan ama hiçbir işe yaramayan yöntemler Çalışmanın ne kadar önemli ve gerekli olduğunu anlatmak, Öğüt vermek, Çalışma programı yapmak, Sık sık kontrol etmek, Nasıl çalışması gerektiğini anlatmak.   Ders Çalışma Sorunu Yaşayan Öğrencilerle Yapılacak Görüşmelerde Kullanılabilecek Kritik Sorular “Ders çalışmak zor ve önemli bir beceridir. Ancak ders çalışmamak da zor ve önemli bir beceridir. Bunu nasıl başarıyorsun?” “Çalışmak için ne gibi sebeplerin var?” “Ders çalışma isteğinden / motivasyondan kastettiğin şey nedir?” “Çalışma programından (programlı çalışmaktan) ne kastediyorsun ve ne bekliyorsun?”   Ders Çalışma Sorunu Yaşayan Öğrencilere Yönelik Bilişsel ve Düşünsel Düzenlemeler “Ders çalışma isteği diye bir şey yok. Olmayan bir şeyi boşuna bekleme gelmeyecek.” “Önce ders sonra keyif (diğer faaliyetler). “Dersini yap keyfine bak.” “Kontrol edilebilen sadece “bu gündür”. “Ertelemek yaşamı kaçırmaktır.” (Erteleme davranışının ardında yatan düşünce ve inançlar sorgulanabilir ve bunlarla yüzleştirilebilir.) “Çalışma sırasında sıkılsan dahi masayı terk etme ve ama başka hiçbir şeyle de ilgilenme: Bir süre sonra sıkıntıdan çalışmaya başlayabilirsin.” “Zaman tuzaklarına “hayır”.” “Biz düşündüğümüz gibi davranırız.” (İster inanın ve ister inanmayın düşüncelerimizi biz seçiyoruz.) “Ders çalışmanın gerekliliğini bilmek yetmez: Karar vermek ve inanmak da gerekir.” “Çalışma masasında ders çalışma faaliyeti dışında başka bir faaliyette bulunmamak çalışmanın kalitesini artırır.” “İç sesler-dış sesler: Üçüncü dil oluşturma.” “Büyük hedeflere küçük adımlarla ulaşılabilir.” “Çalışmak için ders çalışmayı sevmek zorunda değilsin.” “Çalışma odası hayalinin kurulması ve düzenlenmesi.”   ERTELEMEK= DERS ÇALIŞMA SORUNU Ertelemek bu günün işini yarına bırakmak demektir.   İnsanlar Ne Zaman Erteleme Davranışı İçine Girerler? Sürekli olarak kendilerine yararı olacak işleri yapmaktan kaçınmanın kısa dönemdeki avantajlarına, o işi yapmanın uzun dönemli avantajlarından daha fazla ağırlık verdikleri zaman erteleme davranışı içine girerler.   Erteleme Davranışının Psikolojik Temelleri Kaçınmak için ertelemek: Erteleme olaylarının çoğunun gerisinde kaçınma davranışı vardır.Kaçınma durumlarının iki türü var: Tehditten kaçınma ve Rahatsızlıktan Kaçınma. Dengeyi yeniden kurmak için ertelemek: Özerklik duygusu kolayca tehdit altına giren insanlarda sıkça görülür. Bir başlangıç olarak erteleme:Son dakikacılar...   Erteleme Türleri Ya hep ya hiç nedenli erteleme alışkanlığı: Olayları siyah ya da beyaz olarak düşünenler, mükemmeliyetçiler, kusursuzluk tiryakileri, bir numara olmamaktan korkanlar vb... Başarısızlık Korkusuna Dayalı Erteleme: Garanticiler. Başarı Korkusuna Dayalı Erteleme: Bir konuda başarılı olmaktan değil başarının getireceklerinden korkanlar. Kaygıya dayalı erteleme: Bir şeylerin ters gidebileceğine ilişkin inançlar, kendi becerisine güvenmeme, ne yapılacağı ve nasıl yapılacağı konusunda emin olamama ve başkalarının görüşlerine gereğinden fazla önem verme.
DEVAMINI OKU
00/00/0000
Sınav kıskacına hapsedilmek istenen anne-baba ve çocuklara nefes aldıracak bir eğitim kurumu: YÖNDER KOLEJİ
Uzm. Psk. Süleyman HECEBİL
Değerli Dostlarımız,   2006 yılında çocuklar için yola çıkardığımız Küçük Şeyler Anaokulları projesi 15 ilde 23 okulda çocuklar ve aileler için kaliteli ve farklı bir seçenek olarak yoluna devam ediyor. Broşürlerimizde ve yüz yüze görüşmelerimizde Küçük Şeyler Anaokullarının devamı olacak ilköğretim ve lise eğitimi verecek kolejimizin de yakında hayata geçeceğini siz dostlarımızla paylaşmıştık. Şimdi sizlere verdiğimiz bu sözü yerine getirebilecek olmanın heyecanını ilk olarak yine sizlerle paylaşmak istiyoruz.   Klasik eğitim kavramlarının dışında vizyonu, felsefesi, örgüt yapısı, eğitim programı, eğitim uygulamaları ve kadrosuyla siz ve çocuklarınız için ilk kolejimizi (YÖNDER KOLEJİ) Ataşehir’de açıyoruz.  5482 metrekare alan içinde hizmet verecek binamızda 1 Eylül 2011’de hizmet vermeye başlayacağız. Halen hızla altyapı hazırlıkları süren okulumuzu 1 Ağustos tarihi itibariyle ziyaret edebilir ve görebilirsiniz.   Yönder, “hedefe ulaşmayı sağlayacak yolu bulmaya yardımcı kimse, mentor anlamına geliyor.  YÖNDER Koleji markamızla, sınav kıskacına hapsedilmek istenen anne-baba ve çocuklara nefes aldıracağız. Öğrencilerimiz aktif öğrenme ortamlarında bilim, sanat, spor ve yabancı dil eğitimlerini keyifle alacaklar, keyifle öğrenecekler. Her bir öğrencimiz eğitim programının içinde yer alan sanat, spor ve bilim etkinlikleri seçeneklerini kullanarak yılda 20 çeşit etkinliği deneyebilecek. Artık anne babalar hafta sonlarında çocuklarını “o etkinlikten bu etkinliğe getirip götürmek” zorunda kalmayacaklar.  Çünkü YÖNDER Kolejinde çok yönlü ve tüm yönlü gelişimi ilke edinen bir eğitim programı var.   YÖNDER Koleji, akademisyen, yazar, sanatçı ve konusunda uzman kişilerden oluşan Bilim Kurulu ile eğitimde, sanatta, bilimde ve sporda dünyadaki gelişmeleri izleyerek sistemini ve programını sürekli güncelleyebilecek. Öğretmen ve yönetici kadromuzu bilimsel ve yetkinlik bazlı değerlendirmelerle seçiyoruz.  Ayrıca tüm öğretmen ve yönetici kadromuz, sınıflarda ilgi ve merakı artırabilme, motivasyonu sürekli kılabilme, her bir öğrencinin biricikliğini dikkate alarak doğru yönlendirmeler ve değerlendirmeler yapabilme, ders ve sınıf ortamındaki öğrenme keyfini ve zevkini artırabilme gibi konularda çok özel “yönderlik” eğitimi alacaklar. Bu satırlara ve içimize sığmayan heyecanımızı ve farklılıklarımızı arzu ettiğiniz her zaman doğrudan bizlerle görüşerek (0216 463 24 50) ayrıntılı olarak edinebilirsiniz.   Sizlere ve çocuklarınıza söz vermiş olmanın sorumluluğunu yerine getiriyor olmanın sevinci ve coşkusuyla, saygılarımla.   Uzm. Psk. Süleyman HECEBİL
DEVAMINI OKU