PSİKOLOJİ YAZILARI

02/05/2011
Müzikle ve Burçla Tedavi Olmaz
Prof.Dr.Üstün DÖKMEN
Türk Hava Yolları, dünyanın en iyi hava yollarından birisidir ve kanımca yemekleri dünyanın en iyi hava yolu yemeğidir.  Söz konusu kuruma ait Skylife adlı dergi de, beğenilen kaliteli bir dergidir. Ancak Skylife’ın Kasım 2010 sayısına ilişkin küçük bir eleştiride bulunmak istiyorum. Aslında neyin küçük, neyin büyük olduğu konusu görecelidir; bu yüzden bazen küçük şeylerin, önemli hatalara, hatta toplumları pozitif bilimden uzaklaştırmak gibi telafisi imkânsız felâketlere yol açabileceğini unutmamak gerekir.   Adı geçen derginin Kasım 2010 sayısında ‘Türk Müziği ile Tedavi’ başlıklı bir makalede,  Türk Müziği’ndeki her bir makam, akrep, yengeç gibi bir burçla ilişkilendirildikten sonra, bu makamın  -ve yanı sıra makama ait burcun- hangi hastalıkları iyileştirdiği tek tek sıralanmıştır.   Birkaç örnek: Rehavi makamı (terazi burcu): Sağ omuz ve baş ağrılarında (dikkat buyurun, anlaşılan bu makam sol omuza etki etmiyormuş), burun kanamasında, ağız çarpıklığında, akıl hastalıklarında (hangi akıl hastalığı belli değil; herhalde genelde iyi geliyor) faydalıdır. Ayrıca mide ve basenler için yararlıdır. (Bu makamın basenlere nasıl yararlı olduğu makalede belirtilmemiştir; muhtemelen bu müziği dinleyen hanımların basenleri incelecektir.)   Hüseyni makamı (akrep burcu): Bu makam, karaciğer iltihabını, kalp iltihabını ve ruhların iltihabını yok eder. (Sayfa 144)  Bağışıklık sistemini güçlendirir. (Bildiğim kadarıyla, psikolojide ve psikiyatride  ‘ruh iltihabı’  adlı bir hastalık yoktur.)   Acemaşiran makamı (bu makamın hangi burçla ilişkili olduğu belirtilmemiştir): Vücudun yağ dengesine yardımcı olur, kişiye yaratıcılık ve ilham verir.   Büzürk makamı ( aslan burcu): Beyin hasarlarına iyi gelir.   Zengüle makamı (başak burcu): … Menenjite iyi gelir.   İçinden birkaç örnek sunduğumuz söz konusu makalede iki temel hata sergilenmektedir. Bunlardan birincisi şudur:    1)  Türk Müziği makamlarının burçlarla herhangi bir ilişkisi yoktur. Üstelik yıldız falının, burçların, pozitif bilimle, mantıkla uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. (Yıldız falı Sümerler zamanında ortaya çıkmış bir bilgidir. -Bilimsel olmayan bir bilgidir.-  Sümerler’den bugüne gökte yıldızların konumu değişmiştir. Ayrıca Sümerler de Eski Yunanlılar gibi gökyüzünü, saydam bir küre, yani iki boyutlu zannediyorlardı.  Bu yüzden de bazı yıldızları birleştirince, akrep, yengeç adını verdikleri birtakım burçların ortaya çıktığını sanıyorlardı. Aslında gökyüzü üç boyutludur, derinlik vardır. Üstüne üstlük yıldızlar eşit yaşta değildir, her biri dünyaya farklı ışık yılı uzaktadır. Kısacası gökyüzü aslında bir ışık fosilidir. Bütün bu nedenlerden ötürü, gökteki yıldızları farazi çizgilerle birleştiremezsiniz. Bir duvarın üzerindeki dört noktayı birleştirip bir kare yapabilirsiniz ama gökteki dört noktadan bir kare yapamazsınız. Eğer gökteki dört yıldızı birleştirirseniz, sizin kafanızda kare oluşur, gökte kare oluşmaz. Konuyu bildiklerine inanan bazı kişiler yedi yıldızı birleştirip Avca Takım Yaldızını oluştururlar; iddiaya göre gökte omuzları, kaftanının etekleri ve kemeri olan bir avcı vardır. Olaya farklı bakış tarzıyla baktığınızda, aynı yedi yıldızı birleştirince bir ütü masası çıkar ortaya.  Ya da Başak Burcu’ndan bir İngiliz anahtarı oluşturmak mümkündür. Herhalde Sümerler zamanında İngiliz anahtarı olmadığı için bu burca ‘İngiliz anahtarı burcu’ adı verilmemiştir.    Ayrıca burçların insan karakterini etkilediği konusunda tek bir ciddî bilimsel araştırma yoktur. İnsanın karakterini genetik yapısı, içinde yaşadığı fiziksel ve sosyal çevre ve hayatı boyunca öğrendiği şeyler etkiler. Kırk yaşındaki bir insanın genetik yapısını yok say, tüm öğrenme yaşantılarını yok say, kırk yıldır davranışlarını sadece Merkür’ün belirlediğini iddia et. Bu iddia saçmadır. Türk Müziği makamları ile olmayan burçları eşleştirmek daha da saçmadır.    2)  Müzik insanları rahatlatabilir, gevşemelerine, kendilerini iyi hissetmelerine yardımcı olabilir.  Ancak müzik tedavi etmez; yani birtakım semptomları salt müzik yoluyla gideremezsiniz. Uyumadan önce içilen ayran veya ılık süt, sizi rahatlatabilir, uyumanızı kolaylaştırabilir; ancak ayranla depresyon tedavisi olmaz. Benzeri şekilde sadece müzik dinleterek birtakım psikolojik semptomları, beyin hasarlarını, karaciğer iltihaplarını veya menenjiti yok edemezsiniz. Makamların ve burçların bu tür hastalıkları giderdiği yolunda bilimsel araştırmalar yoktur. Müzik yoluyla bütün bu hastalıkları giderebileceğinizi iddia ederseniz, en azından size inanan birtakım insanlara zarar vermiş, saygısızlık etmiş olursunuz.   Skylife’daki söz konusu makaleyi okuyup da söylenenlere inanan bazı kişilerin, hekime gitmek yerine saz heyetine başvuracaklarını düşünmek (ki bu yüksek ihtimallidir) insanın tüylerini ürpermektedir. Makaleyi yazan kişilerin tıpla, psikolojiyle herhangi bir ilgileri olmadığı anlaşılmaktadır. En ufak bir ilgileri olsa, Hüseyni Makamı’nın ruh iltihabına iyi geldiğini söylemezlerdi. Bir tıp veya psikoloji öğrencisi bile, ‘ruh iltihabı’ diye bir şey olmadığını bilir.   İlgili makalede birtakım kliniklerde, bu arada Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde,  Türk Müziği ile tedavi konusunda bilimsel araştırmalar yapıldığı ileri sürülmektedir. Müziğin rahatlatıcı etkileri konusunda, tıbbî tedavi sonrasında rehabilitasyonda kullanılabilecek bir unsur olup olmadığı konusunda araştırmalar yapılıyor olabilir. Ancak Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde menenjitin veya beyin hasarlarının, tıbbî yollara başvurmaksızın yalnızca müzikle tedavi edildiğini iddia etmek ya da bu izlenimi uyandıracak beyanlarda bulunmak, bu ciddî kuruma, ciddî bir haksızlıktır.   Bir zamanlar bazı Avrupa ülkelerinde, histerikten şizofrene hemen tüm hastaları, içine şeytan girmiş diye yakıyorlardı. Aynı yıllarda, bazı doğu toplumlarında, bu arada bizde, ruhsal sorunu olanlara su sesi veya müzik dinletiliyordu. Bu tutum, fevkalâde insanî bir tavırdır ve övgüye lâyıktır. Ancak o günün tababet yaklaşımı kapsamında müziğin, insanları rahatlatma dışında, çeşitli organik hastalıkları da iyileştirdiğine inanılıyordu. Müzik sizi rahatlatabilir, size yaşama sevinci, coşku verebilir; ancak kalp kapakcığınızdaki sorunu gidermez. İster Türk Müziği, ister klâsik Batı Müziği olsun, güzel bir müzik tansiyonunuzu, bir süreliğine düşürebilir fakat tedavi etmez; diyabetliyseniz, diyabetinizi geçirmez.   Türk Müziği Abdülkadir Merâği’den beri, hatta daha öncesinden bu yana, pek çok ustanın, zihninde, elinde, dilinde gelişmiş, başlı başına bir değer olmuştur; fasıldan mehtere kadar pek çok önemli işleve sahip olmuştur. Çok önemli bir kültürel güç olan Türk Müziği’nin, hastalıkları tedavi etmek gibi bir ek göreve ihtiyacı yoktur. Birtakım semptomları gidermediği anlaşıldığı taktirde bu muhteşem müzik türünün saygınlığını kaybetmesi tehlikesi vardır. Daha da kötüsü hastaların, yeni bir tedavi bulundu diye istismar edilmeleri söz konusudur.   Türk Müziği’nin maymuncuk olarak algılanmaya ihtiyacı yoktur; toplumun ise pozitif bilme, akılcı tıbba ve amacından saptırılmamış güzel müziklere ihtiyacı vardır.   (Not: Naçizâne, Şakir Ağa’nın Yörük Semai’ni ve Giray Han’ın Mahur Peşrev’ini, Beethoven’in Ay Işığı Sonatı’nı, Faure’nin Pavane’nını, Albinoni’den Adagio’yu, Vangelis’ten  Reprise’ı ve Zeki Müren’in herhangi bir şarkısını dinlemenizi tavsiye ederim. İyileşmek için değil, kendinizi iyi hissetmeniz için.)
DEVAMINI OKU
04/02/2011
Mobbing'in Yaşanmadığı Bir Kurum Kültürü Yaratmak
Uzm. Psk. Süleyman Hecebil
Mobbing   İşyerinde diğer çalışanlar veya işverenler tarafından tekrarlanan saldırılar şeklinde: Psikolojik şiddet Baskı Kuşatma, Yıldırma, Duygusal taciz, Rahatsız etme, Sıkıntı verme Kötü olan kazanıyor (mu) İşyerinde duygusal tacize uğrayan her üç kişiden biri işten ayrılıyor Üçte biri ise haksız yere işten atılıyor Bu olayların %13’ünde zorbalık yapanlar ya tayinle ya da iş akdi bozularak cezalandırılıyorlar Zorbaların %81’i patron Sert yönetici ile duygusal tecavüzcü ayrımı çok zor   “Çalışanların çoğunluğu, bu davranışları yöneticilerinden gördükleri zaman ses çıkartmıyorlar.   Top 10 “duygusal taciz” Aslında olmayan hataları bulup çıkartma Sözle olmayan (ters bakış gibi beden diliyle) taciz Toplantılarda fikirleri aşağılama. “Çok saçma!” İzole etme, uzaklaşma, uzaklaştırma Duygu ve ruh halinde iniş-çıkışlar Kendisinin bile uymadığı saçma ve katı kurallar koyma Başarılı işleri açıkça yok sayma Sürekli olarak ve sertçe hedefler konusunda eleştirme Dedikodu yapma, yaptırma Taciz ettiği kişiye karşı diğerlerini örgütleme “Artık kendimden şüphe etmeye başlamıştım”   Türk Atasözü Adamı delirtir dama çıkarırlar, sonra deli dama çıktı diye bütün köyü başına toplarlar.   Mobbing Türleri Kendini göstermeyi iletişim oluşumunu etkilemek (yönetici tarafından sözün kesilmesi, azarlanma, sürekli eleştiri...) Sosyal ilişkilere saldırılar (çevredeki insanların mağdur ile konuşmaması, orada yokmuş gibi davranılması) İtibara yönelik saldırılar (Arkadan kötü konuşma, asılsız söylentilerin ortada dolaşması, mağduru gülünç durumlara düşürme...) Kişinin yaşam standardına ve mesleki durumuna saldırılar (Verilen işlerin geri alınması, sürekli işin değiştirilmesi, anlamsız işlerin verilmesi...) Kişinin sağlığına yönelik doğrudan saldırılar (Fiziksel olarak ağır işlerin verilmesi, fiziksel şiddet tehditleri, fiziksel zarar, doğrudan cinsel taciz...) Mobbingin Nedenleri Sınırlı kaynaklar (bütçe, terfi olanakları), Faaliyetlerin farklılığı (iç müşteriyi dikkate almama, iç müşteri memnuniyetsizliği), İletişim problemleri (bilgi akışındaki gecikmeler, filtrelemeler, yanlış anlamalar, açık olmayan mesajlar vb…) Algılama farklılıkları (amaç farklılıkları, değer yargısı farklılıkları ve zaman algısındaki farklılıklar), Yönetim alanı ile ilgili belirsizlik (iş ve görev tanımları ile ilgili belirsizlikler), Personel seçim sistemi, Performans değerlendirme sistemi, Bireyler arası acımasız rekabet, Kapalı kapı politikaları, Psikolojik kontratların ihlali, Yetersiz liderlik, Küçülme / el değiştirme Yönetimin mükemmellik arayışı Etik değerlerin kaybolması İş yerindeki monotonluk Mobbingi Örgütsel Açıdan Önleme Yolları Mobbing ile ilgili işyerinde farkındalık yaratmak, mağdur ve zorbanın her zaman farkedileceğini hissettirmek İş ve görev tanımlarındaki belirsizliklerin giderilmesi İşe alım süreçlerinde adayların kişilik özelliklerine ve psikolojik yapısına da önem verilmesi Şikayet ve performans değerlendirme sisteminin sağlıklı çalıştırılması Çalışan destek programının oluşturulması Çalışanların birbirleri ile daha derinlemesine tanışmalarını sağlayacak faaliyetlerin planlanması Paylaşılan kurumsal vizyon, misyon ve değerlerin oluşturulması Örgüt ikliminin ılımanlaştırılması ve insancıllaştırılması Açık yönetim politikalarının oluşturulması Çalışan – işveren arasındaki psikolojik kontratların anlaşılması ve bunlara özen gösterilmesi Kişiler ya da birimler arasındaki herhangi bir çatışma ya da anlaşmazlık durumlarına örgütsel duyarlılık gösterilmesi İş yerinde eğlenceli ve keyifli ortam yaratılması (Fun@Work) Örgütün toplumsal imajının yükseltilmesi (itibar yönetimi) Örgüt içi bilişsel çarpıtmalara duyarlılık gösterilmesi     Yararlanılan Kaynaklar:   Dr. Vedat Laçiner, Turkish Weekly   Çobanoğlu, Şaban: Mobbing/İşyerinde Duygusal Saldırı ve Mücadele Yöntemleri, Timaş Yayınları, Yayın Yılı: 2005; İthal, 256 sayfa, ISBN:9752633544.   Davenport, Noa/ Schwartz, Ruth Distler/ Elliott, Gail Pursell (Çev.: Osman Cem Önertoy): Mobbing, İşyerinde Duygusal   Taciz, Sistem Yayıncılık, Yayın Yılı: 2003; 182 S., ISBN:9753222491   Tınaz, Pınar: İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing), İstanbul: Beta Yayınları, 2006. XXII, 199 S., ISBN:975-295-537-1.   Milliyet, İdil Türkmenoğlu   Prof. Dr. Üstün Dökmen, Seminer Notları  
DEVAMINI OKU
03/02/2011
Psikolojik Kontratlar
Uzm. Psk. Süleyman Hecebil
Eşimizle, çocuklarımızla, dostlarımızla, iş arkadaşlarımızla, patronumuzla, müdürümüzle, çalışanlarımızla aramızda yazıya ve söze dökülmemiş psikolojik kontratlarımız var.Daha çok inanç düzeyinde olan kontrat maddeleri ilişkilerimizin zeminini ve rotasını belirliyor. Psikolojik kontrat maddelerinin ihlal edilmesi durumunda ise ilişkilerde sorunlar ve güçlükler yaşanmaya başlıyor.   "Çalıştığın kurumla ya da eşinle arandaki psikolojik kontrat maddelerinde neler var?" sorusunu yönelttiğimizde bu sorunun yanıtını almak pek kolay olmuyor. Çünkü kontrat maddeleri hem yazıya ve söze dökülmemiş durumda oluyor, hem de çoğu zaman bilniç düzeyinde olmuyor. Ancak ihlal edildiğinde ortaya çıkan güçlükler ve sorunlar kontrat maddesi hakkında fikir sahibi olmamıza yardımcı oluyor.   Psikolojik kontratın geçmişe dayalı bir formasyonu var. Geçmiş deneyimler ve yaşantılar kontrat yapısını oluşturuyor. İlişkide resmi ve resmi olmayan yükümlülüklerin yanı sıra algılanan yükümlülükleri (taahhütleri) içeriyor.   İş yerlerinde psikolojik kontrat maddeleri genellikle: Maaş Ücretlendirme (artış) Terfi sistemi Performans değerlendirme sistemi Sosyal haklar Çalışma ortamı (düzen, hijyen, rahatlık, yemeklerin kalitesi vb…) Verilen sözler Ödüllendirme Açık iletişim gibi maddelerden oluşuyor.   İnsanlar arası ilişkilerle ilgili psikolojik kontratlarda ise: Karşılıklı güven Koşulsuz karşılıklı kabul Anlaşılma ve önemsenme Verilen sözler İçtenlik Sadakat Sevgi Açık ve bütünleyici iletişim gibi maddeler ön plana çıkıyor.   Psikolojik Kontratların ihlal edildiği iş yerlerinde ve insan ilişkilerinde ihanet duygusu, şiddetli psikolojik sıkıntılar, küskünlük, hayal kırıklığı, kızgınlık öfke, dışlanmışlık, öç alma ve acı duygusu yaygındır.   Biraz düşündüğümüzde yaşamımızda “ilişkimiz”den daha değerli pek fazla bir şeyin olmadığını görürüz. İlişkilerimiz zarar gördüğünde “Can”ımız, başka “Can”lar, işimiz, ilişkilerimiz sağlığını kaybediyor.  
DEVAMINI OKU
29/01/2011
Baba - Çocuk İlişkisi
Uzm. Psk. Süleyman Hecebil
Tarihsel Süreç İçinde Baba Olma Kavramı   Sosyo - ekonomik ve bilimsel gelişmeler, geleneksel aile yapısının çekirdek aileye dönüşmesi, çalışan anne sayısının artması tarihsel süreç içinde “baba olma” kavramını değişikliğe uğratmıştır. 1700’lü yıllarda çocuklarının dini ve okuma yazmayı öğrenmesinden, bir meslek edinip yuva kurmasından sorumlu olan baba, 1800’lü yıllarda evin ekmeğini kazanan, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayan kişi rolünü üstleniyordu. 1900’lü yılların ikinci yarısından itibaren de evin ekmeğini kazanan kişi olmasının yanında erkek çocuk için cinsel model olmasına da dikkat çekilmeye başlandı. Bu dönemde çocuğun sosyal ve duygusal ihtiyaçlarından anne sorumluydu. 1900’lü yılların son çeyreğinde ise baba, çocuklarının her tür ihtiyacı ile ilgilenen, gerektiğinde onların bakımını üstlenen, onlarla oyun oynayan bir yetişkin rolünü alıyordu. Artık günümüzde babaları hamileliğin ilk günlerinden itibaren anne ile sorumluluğu paylaşan, çocukları ile duygusal bir bağ kuran rolde görüyoruz.   Baba - Çocuk İlişkisi Neden Önemlidir? Çocuğun sağlıklı bir benlik algısı geliştirmesi açısından önemlidir: Bireyin kendini algılayışı biçimine benlik algısı diyoruz; güçlüyüm, akıllıyım, değerliyim, önemliyim vb... Baba çocuğun kendine ve dünyaya güven duygusunun gelişmesinde büyük bir öneme sahiptir. Güven ve sevgi dolu bir baba – çocuk ilişkisi çocuğun girişimci ve spontan bir birey olmasına katkıda bulunur. Sağlıklı bir baba - çocuk ilişkisi çocuğun bilişsel gelişimine olumlu katkılarda bulunur: Yapılan araştırmalar babasıyla yakın ve kaliteli ilişki içinde olan çocukların zihinsel gelişimlerinin ve akademik başarılarının olumlu yönde etkilendiğini göstermektedir. Baba - çocuk ilişkisi, çocuğun kişilik ve ahlaki gelişimi açısından önemlidir: Babanın çocuğa model olması çocuğun toplumsal ve kişilik değerlerinin (dürüst olma, yalan söylememe, başkalarının hakkına saygılı olma, iyi iletişim kurma, kurallara uyma vb...) gelişimini etkilemektedir. Babanın tavır ve davranışları çocuğun sınırlarının nerede başlayacağını belirler. Baba hem erkek çocuğu için hem de kız çocuğu için cinsiyet rollerinin benimsenmesinde önemli rol oynar: Yapılan araştırmalar babanın anneden farklı olarak, çocuğun cinsiyetine göre davranmayı daha çok başardığını göstermektedir. Ayrıca baba aileye kültür tarafından belirlenmiş erkeklik ve kadınlık kavramlarını aktaran birinci kişidir. Erkek çocuğun özdeşim modeli olarak babayı seçmesi için, babanın oğluyla sağlıklı bir iletişim, uyumlu ve doyumlu bir ilişki içinde olması, sağlıklı bir model olması gerekir. Kız çocuğunun cinsiyetini benimsemesi için babanın kızının feminen davranışlarını onaylaması çok önemlidir.   Sağlıklı bir baba - çocuk ilişkisi nasıl kurulabilir?   Babalık öğrenilebilir bir kavramdır. Sanırım iyi baba olmak isteyen tüm babaların bilmesi gereken en önemli mesaj da budur. Çünkü hiç kimse iyi baba olarak doğmaz. Sevgi, sabır, araştırma ve öğrenme baba olmanın temel koşullarındandır. Çocuğun doğumundan itibaren onun bakımında (çocuğu besleme, avutma, uyutma, banyo yaptırma vb.. ) anneye yardımcı olmak sağlıklı baba - çocuk ilişkisinin başlamasını sağlar. Çocukla oyun oynama ya da birlikte bir etkinlikte bulunma (alışveriş yapma, balık tutma, oyuncaklarla oynama, maça gitme, sinemaya gitme vb...) sağlıklı bir ilişki için vazgeçilmezlerden biridir. Babanın çocuğunu övmesi, onun olumlu özelliklerinden söz etmesi çocuk için son derece önemlidir. Ancak övgü gerçekten hak edilmiş ve samimi olmalıdır. Baba çocuk için sürekli “meşgul ve yorgun” olan bir birey olmamalıdır. Çocuk istediğinde babaya ulaşabilmeli, baba eve geldiğinde yorgunluğunu çocuklarıyla birlikte çıkarabilmenin yollarını denemelidir. Çocuğun yaşı kaç olursa olsun anne babanın sevgisine ihtiyacı vardır. Çocukların özel günleri babalar için iyi bir fırsattır. Çocuğun okulda bir gösterisinde, doğum gününde ve diğer etkinliklerinde yanında olmak baba – çocuk ilişkisini pekiştirecektir. Çocukların da bizler gibi değerli olduğunu hissetmeye ihtiyacı vardır. Bir söz, bir dokunuş ya da içten bir gülücüğün değeri hiç bir şeyle ölçülemez.   Belki sağlıklı baba - çocuk ilişkisinin önemini çocukların yararını vurgulayarak anlatmaya çalıştık. Ancak sağlıklı bir baba – çocuk ilişkisinin babaya vereceği keyfi ve hazzı da unutmamak gerekir. Çocuklarımızla oynayarak çocukluğumuza döneminin fırsatını kullanabiliriz. Çocuklarımızın o sıcacık ve koşulsuz sevgilerini hissetmek de cabası.
DEVAMINI OKU
28/01/2011
Eşler Arası İlişkiler
Uzm. Psk. Süleyman Hecebil
Evlilik temel iki kaynaktan besleniyor: Etkileşim ve cinsellik. Bu kaynaklardan herhangi biri işlevini görememeye başladığında kısa bir süre sonra diğeri de işlevini yitirmeye başlıyor. Bir anda sevgilerimizi ve sevgililerimizi kaybetmeye başlıyoruz. Sevgilerin yerini hayal kırıklığı ve öfke alıyor. Önce kısa konuşmalar, evet-hayırlı yanıtlar, sonra uzun suskunluklar kaplıyor ilişkimizi. Yavaş yavaş uzaklaşıyoruz eşlerimizden. Eşlerimize ilgimizi kaybettikçe duygusal boşanmalar gerçekleşiyor, biz farkına varmasak bile.   Aşkla başlayan evlilikler en nadide, en nazlı ve en uzun ömürlü olmaya aday evlilikler. Aşk evliliği, ancak hayal kırıklıklarının da çok kolay yaşanabildiği dolayısı ile çok çabuk da tükenebilen evlilikler. Kaderci evlilikler ise uzun ömürlü, mutsuz ve sevgisiz evlilikler olmaya daha yakın evlilikler. Kaderci evlilikler daha uzun sürebiliyor, çünkü bu tür evliliklerde adından anlaşılacağı üzere yaşananlar alın yazısı (yazgı) olarak değerlendirilebiliyor. Hatta bu tür evliliklerde genellikle kadınlara kendi aileleri tarafından “otur oturduğun yerde, sakın geri dönmeyi düşünme” gibi baskılar da yapılabiliyor.  Görücü usulü evlikler ise, eğer kadın ve erkek tanıştırıldıktan sonra son kararı kendileri verebilmişlerse bazen aşk evlilikleri kadar bazen de ondan daha fazla güçlü ve sağlıklı olabiliyor.   Evlilikleri çekilmez hale getiren ve eşler arası ilişkiyi etkileyen bazı faktörler ise şunlar: Çocukluk ve ergenlik döneminden kalan bitmemiş işler: Anne-çocuk ilişkisi, çocuğun gelecekte kuracağı ilişkilerin (bağlanmaların) türünü belirliyor. Sağlıklı ve güvene dayalı bir anne – çocuk ilişkisi ile büyüyen çocuklar ileriki yaşlarında sevgi ve güvenli bağlanmalar gerçekleştirebiliyorlar.  Bazen de ergenlik döneminin bastırılmış ihtiyaçları, çatışmaları evlilikte nüksediyor; çiftler evliliklerinde adeta hırçın ve uyumsuz bir ergen gibi davranıyorlar, eşleri ile güç savaşına girerek ilişkide var olmaya çalışıyorlar. Bağımsız olmak istiyorlar, özgürlük ihtiyaçlarına sık sık vurgu yapıyorlar. Ergenlik döneminin bitmemiş işleri genellikle, sert ve katı kuralların hakim olduğu aile ortamlarında yetişen çocukların evliliklerinde görülüyor. Bir anlamda kimlik krizi yaşanıyor; ben kimim? nasıl biriyim? Nasıl biri olmak istiyorum? Soruları gündeme geliyor. Aile ile vedalaşamama: Çiftler evlenirken gerçekten ailelerine “hoşçakal anne – baba ben evleniyorum” diyememişlerse ve de aileler çocuklarına gerçekten “güle güle” diyememişlerse bu tür bir durumda evlilikler sıkıntıya giriyor. Çocukların aileleri tamamen “iyi niyetli” davranışlarla evliliğe katkıda bulunmaya çalışıyorlar. Çocukları aracılığı ile gelinlerinin ya da damatlarının davranışlarına, evin düzenine ve ritüellerine kadar birçok şeyi çekip çevirmek istiyorlar. Böylece yeni kurulan evliliğin sınırları bir türlü belirginleştirilemiyor. Sınırları (başka kişi ve ailelere karşı “evet ve hayır”lar ile belirlenen) belli olmayan evlilikler korunmasız, korunaksız ve müdahaleye açık velilikler olarak bir yerden bir başka yere savrulup duruyor.  Yani ailede çiftler bir başka ailenin çocukları gibi rol almak durumunda kalabiliyorlar, eş olamıyorlar.  Bazı durumlarda eşlerden biri evliliğin dışında bile kalabiliyor ve böyle hissedebiliyor.  Bu tür evliliklerde enerjinin büyük bir kısmı büyümüş olunan aileyi savunmakla harcanıyor.  Farklılıkların vurgulanması: Evlilik iki farklı insanın eş olabilmek için gerçekleştirilen bir sözleşmedir. Aşkta insanlar birbirlerinin farklılıklarını görmezden gelip benzerlikleri görmeyi tercih ederken, evlilikte her nedense farklılıklar daha çok görülür hale geliyor. Oysa en renkli ve keyifli evlilikler biricikliğin önemsendiği ve korunduğu evlilikler oluyor. Evlilikte farklılıklar benzerliklere dönüştürülmeye çalışıldıkça (nafile değiştirme çabaları) ilişki zarar görüyor ve çiftler yavaş yavaş birbirlerinden uzaklaşmaya başlıyorlar. Çiftlerin birbirlerini (eşlerini) değiştirme çabaları ne denli güçlüyse birbirlerinin özdeğerlerine o denli zarar veriyorlar. Öyle ki 1+1=2 etmesi beklenen evlilik bazen 1+1= 1.15 filan ediyor. Yani bir araya gelince birbirlerinin değerlerini azaltıyorlar. Ailede koalisyonlar: Koalisyon güç birliği yapmak anlamına geliyor. Güç birliği bir başka güce ya da güç birliğine karşı kurulmuş bir işbirliğidir. Bu nedenle ailede koalisyonları biz uzmanlar pek sıcak bakmıyoruz.  Çünkü ailede koalisyonların olması demek en az iki kişinin ailedeki bir başka kişi ya da kişilere karşı olmaları demek. Bazı ailelerde anne ve çocuklar genelde babaya karşı koalisyon içinde oluyorlar. Bu tür durumlarda aile bütünlüğünden söz etmemiz zorlaşıyor. Özellikle çocuk yetiştirme tutumları açısından zafiyetler ortaya çıkmaya başlıyor. Örneğin dört kişilik bir ailede 3 (anne ve çocuklar)+1 (baba) durumu ortaya çıkıyor. Ancak bunların toplamı maalesef dört etmiyor. Koalisyonlar feodal ve büyük ailelerde (büyük anne –babanın da yaşadığı) koalisyonlar çok sık karşılaşılan özelliklerden biridir. Uzman olarak beklentimiz ve önerimiz, eğer bir koalisyon olacaksa bu koalisyonun eşler arasında olmasıdır. Aile dengesinin (sistemin) bozulması: Her ilişkinin, her sistemin kendine özgü bir dengesi bir ahengi vardır. Bu denge, aileye dışarıdan giren bir faktör tarafından bozulabilir;  çocuğun doğumu, kayıplar (yas), iş ve statü kayıpları, aldatma, yalan ve hastalıklar… Ailede dengenin bozulması eşler arası ilişkinin kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Özellikle aldatma ve yalan, ilişkide öfkenin, hayal kırıklığının ve öç alma isteğinin artmasına neden oluyor. Bu tür durumda evliliğin yeni bir dengeye oturması çok daha zor oluyor. Dengenin bozulması demek adeta suyun bulanıklaşması gibi bir şeydir; hiçbir şey görünmez, karmakarışık durumdadır. Bu durum aile yeni bir dengeye kavuşana kadar devam eder. Suyun berraklaşması, ailenin yeni duruma uyum sağlaması ile mümkün olur. Bu bazen terapi ile bazen de uyum ve uzlaşma ile gerçekleşebilir. Ailedeki değer sistemleri: Eşlerin ailelerinden transfer ettikleri değerler, kurallar ve iletişim biçimleri, ilişkide belirleyici olan faktörlerdendir. Aile danışmanlığı almak üzere gelen ailelerle yaptığımız görüşmelerde, eşlerin kendi ailelerindeki değer sistemlerini araştırmayı ihmal etmeyiz. Görüşmelerde bu değerlerin ilişkiye nasıl yansıdığını, eşlerin ailelerindeki kuşakla boyu iletişim biçimlerinin nasıl çalıştığını, çocukluk dönemlerinden itibaren aileler tarafından ortaya konan kurallar ve özlemlerin ne olduğunu çıkarmaya çalışırız. Çünkü çocukken bize verilen özlemler, kurallar ve iletişim biçimleri bizim ilişkilerimizde nasıl davranacağımızı, ne arayacağımızı ve neyi önemseyeceğimizi belirliyor. Daha da ötesi iletişim duruşumuzu belirliyor.    Diğer Faktörler: Hırçın ve mutsuz kişilikler, “mış” gibi evlilikler, tek taraflı olarak kariyer ve statüde farklılaşmalar, “tapusu bende” yanılgısı, ihtiyaçların değişmesi, yaşamın diğer alanlarında yeterince birlikte olamama (karı – koca olabilme ama eş olamama) gibi faktörler evliliğin çekilmez bir duruma gelmesine neden olabilir. Herkese mutlu, eş olunabildiği, farklılıkların ve biricikliğin korunduğu evlilikler dileği ile.   Saygılarımla,
DEVAMINI OKU