PSİKOLOJİ YAZILARI

28/08/2015
Çocuğun Gözünden… “Okulda beni neler bekliyor?”
Uzm. Psk. Didem EVRE
Okula başlamak çocuğun hayatını etkileyen önemli yaşam olaylarından biridir. Dolayısıyla çocuğun okul için öncelikle duygusal motivasyonu önemlidir. Yaz boyunca okul ve derslerden uzak kalan, günlerini oyunla ve dinlenerek geçiren öğrencilerin bu 3 aylık dinlence ve eğlencenin ardından kuralların hakim olduğu bir sisteme dahil olması yani okula başlaması elbette ki onları etkilemektedir. Özellikle okul maratonuna geçiş dönemi olan ağustos ayının son haftaları ve eylül ayının başında tatilin sonunun geldiğinin farkına varan öğrenciler ve aileleri için bu durum daha da güç olabilir. Çünkü çocuklar okulla birlikte artan etkinlik ve baskılara uyum sağlamakta zorluk yaşayabilirler. Bu başlangıç dönemini sorunsuz şekilde atlatabilmek için önemli olan anne-babaların çocuklarına destek olmasıdır.   Çocuklar da yetişkinler gibi yaşamlarında ne zaman ve nasıl bir değişiklik olacağını anlarlar ve bu yüzden de kaygı ve stres yaşarlar. 3 aylık uzun bir dinlenmenin ardından okula tekrar başlayacak olduğunu bilmek çocuk için aynı zamanda bazı sıkıntıların yaşanabileceği bir süreçtir. Okul stresi yaşayan çocuklar karın ağrısı, baş ağrısı ve mide bulantısı gibi şikayetler yaşayabilirler. Bu fiziksel rahatsızlıkların psikolojik kökenli olup olmadığını değerlendirmek önemlidir. Çünkü çoğu çocuk okula gitme stresinin üzerinde yarattığı baskıyla psikosomatik rahatsızlıklarla karşı karşıya kalabiliyor. Dolayısıyla öncelikle çocuklarda bitmeyen baş ve karın ağrısı ve mide bulantısı, kusma gibi belirtilere rastlanıyorsa öncelikle mutlaka bir doktora gidilmeli ve sorunun neden kaynaklandığı teşhis edilmelidir. Sorun psikolojik kökenli ise bu durumun okul fobisi, yetişkinlikte sosyal fobi ve panik atak gibi bazı psikolojik ve psikiyatrik rahatsızlıklara dönüşebileceği unutulmamalı ve aileler okul stresi yaşayan çocuklarını psikolog ve psikiyatriste götürmekten çekinmemelidirler.   Bunun yanı sıra yeni bir okula geçmiş olma, eski okulundaki arkadaşlarından ve öğretmenlerinden ayrılma, derslerin yoğun oluşu gibi nedenler de okul stresini besleyen ve geliştiren faktörlerdir. Özellikle girdiği yeni ortama adaptasyonda sorun yaşayan çocuklarda üzüntülerini dışa vuramamaktan kaynaklanan saç dökülmesi, sivilce oluşumu gibi belirtilere de rastlamak mümkündür. Böyle bir durumdan ailenin farkında olması ve çocuğun yeni okuluna uyumu için, çocuğa sabırlı yaklaşması, çocukla konuşması önemlidir. Eğer çocuk sınav kaygısı, yeni arkadaşlarının kendisiyle alay etmesi gibi konulardan söz ediyorsa öğretmen ve rehberlik birimiyle konuşarak sorunu çözebilmek için birlikte uygun bir plan oluşturulmalıdır.   Okul stresini aşmak için çocuklara ailenin destek olması önemlidir. Çocukların davranışlarından ve hareketlerinden stres ve kaygı yaşadıkları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ailenin çocuktaki kaygının boyutunu anlayabilmesi önemlidir. Anne ve babalar çocuklarındaki duygusal ve psikolojik değişikliklerle ilgili uzmanlardan yardım alabilirler. Bu sayede kaygının çocuğun yaşına uygun olup olmadığı değerlendirilir.  Okul başlamadan önce var olan sorunu saptayarak çözüm aramak çocuğunuza da yarar sağlar.   Okul stresi aşmak için yapılacaklar şu şekilde sıralanabilir; Okul başlamadan birkaç hafta öncesinden okulla ilgili eksikleri tamamlamak için çocuğunuzla birlikte alışverişe çıkmak, Değişecek olan uyku ve yemek saatleri düzenini bir hafta öncesinden düzene sokmak, televizyon izleme yerine okula adaptasyonu kolaylaştıran kitap okuma, boyama, yap-boz yapma gibi etkinliklerle vakit geçirmesi için çocuğunuzu desteklemek, Birlikte okulu ziyaret edip çocuğunuzun gideceği ortamı ona göstermek, mümkünse öğretmeni ve birkaç sınıf arkadaşıyla onu tanıştırmak çocuğunuzun okul sürecine alışmasını kolaylaştıracaktır.   Okul başlamadan tüm bunları belirlemek çocuk için belirsizliğin yarattığı kaygıyı ortadan kaldıracaktır. Ancak okul açıldıktan sonra da çocuğun stresi hala devam ediyorsa anne-babaların ilk haftalarda aşırı tepki vermekten kaçınmalarında fayda vardır. Yeni bir okula geçen ya da okula yeni başlayan çocuklar ayrılık endişesi, çekingenlik yaşayabilirler. Eğitimciler bu durumun üstesinden gelebilecek deneyime sahiptirler. Onu bıraktıktan sonra okulda fazla oyalanmadan, çocuğa okulda güzel bir gün geçireceğini dile getirip okul bitiminde onu gelip alacağınızı söylemek ve bunu yaparken de sakin ve olumlu davranmak önemlidir. Bunun yanı sıra akademik veya sosyal konularda güçlük yaşayan veya arkadaşları tarafından alay edilen, zorbalıkla karşılaşan öğrenciler de okula dönmeyi istemezler. Bu konuda da aile okul yönetimiyle ve öğretmeniyle konuşmalı ve herhangi bir problem olduğu takdirde öğretmeninden yardım alması ve başa çıkma stratejileri geliştirmesi konusunda çocuk desteklenmelidir.
DEVAMINI OKU
19/12/2012
Uçaklardaki sınıf farkı ve personel davranışları üzerine psikolojik bir inceleme
Prof.Dr. Üstün DÖKMEN
Dünyadaki  bazı  uçaklarda  görülen,  ‘ekonomik sınıf’ -  ‘bizinıssınıf’ (ekonomic class – business class)  ayırımını, kitaplarımda vetelevizyondaki Küçük Şeyler adlı programımda ele almış, bu türayırımların, insan onurlarının eşitliği ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştim. Son günlerde tanık olduğum bir olay üzerine bu konuyu tekrar incelemekistiyorum.   30 Ekim 2012’de THY uçağı ile saat 13.00’te İstanbul’dan Londra’yauçuyordum. Ekonomik sınıfın ön tarafındaki üçlü koltukta, penceretarafında orta yaşlı bir bey, ortada ve koridor kenarında ise yaşlıca vekilolu iki hanım oturuyordu. Koridor kenarındaki hanımı tekerleklisandalye ile getirip oturtmuşlardı. İnişe geçmeden az önce bu üçlününortasındaki hanım, yanındaki hanımın dizinin üzerinden aşarak tuvaletegitti. Hemen ardından, pencere kenarındaki bey de tuvalete gitti. Önceortadaki hanım döndü, yerine oturdu. Pencere kenarındaki bey tuvaletten döndüğünde her iki hanım da oturmaktaydı.   Söz konusu bey, yerine geçmedi, bir ön sıradaki bizinıs sınıfta bir koltuğa oturdu. Bizinıstaki koltukların çoğu boştu.Aradan bir süre geçti; dört kabin görevlisinden üçünün olaya tepkisi olmadı; ancak durumu sonradan fark eden kabingörevlisi bir hanım, telaşla bizinısta oturan müşteriye yaklaşıp, “Burada oturamazsınız, lütfen yerinize geçin”  dedi.    Yolcu, “İki hanım oturuyor, onları yerlerinden kaldırmamak, rahatsız etmemek için buraya oturdum. Uçak beş dakikaiçinde inecek. Servis de istemiyorum”  dedi.  Kabin görevlisi hanım, “THY şirket kuralları gereği burada oturamazsınız;siz ekonomik sınıf yolcususunuz”  dedi. Yolcu söylenerek kalktı. Hostes iki hanımı kaldırdı; tekerlekli sandalye ilegetirilmiş yolcuyu güçlükle yerinden çıkardı. Erkek yolcu pencere kenarına geçti; tekerlekli sandalye ile getirilen yolcutekrar güçlükle oturtuldu.   Bu olay öncesinde, ekonomik sınıfın arka tarafında oturan bir bayan yolcu, yine aynı sınıfın ön tarafındaki boş bir koltuğageçmek istemiş, aynı hostes tarafından geçmesine izin  verilmişti.   Bu gözlemleri psiko-sosyal açıdan yorumlamak istediğimizde şunları söyleyebiliriz:   1)     Söz konusu hostes, erkek yolcuyla ilgili olarak kurallara uyma konusunda belirli bir ahlâki (moral) yargı sergilemiştir.Bu yargı, Kolhberg’in ahlâk gelişimi basamaklarından dördüncüsüne uygundur; yani orta düzeyde bir ahlâk anlayışısergilenmiştir. Şöyle ki:   Piaget’e göre çocuklarda, zihinsel gelişime paralel olarak ahlâk gelişimi ortaya çıkar. Piaget’in ahlâk gelişimibasamaklarını zenginleştiren Kolhberg, zihinsel gelişime paralel olarak yedi ahlâk gelişimi basamağı tanımlamıştır.   Birinci basamakta ahlâki yargı sergileyen çocuklar/yetişkinler, cezadan kaçmak için ahlâklı davranırlar. Ahlâki gelişiminikinci basamağında bulunanlar, ‘ver gülüm -  al gülüm’ mantığıyla hareket ederler; burada, “Biz başkalarına iyidavranalım ki onlar da bize iyi davransınlar” düşüncesi egemendir, bir çıkarcılık söz konusudur.  Üçüncü ahlâk gelişimibasamağında olanlar ise, çevre tarafından sevilmek, beğenilmek için ahlâki davranışta bulunurlar. Dördüncübasamaktaki bir kişi, kurallara uyar; ancak kuralların mutlak olduğunu, yere ve zamana göre değişmeyeceğini düşünür.Beşinci basamaktaki bir kişi de kurallara uyar; ancak kuralların göreceli olduğunu, yere ve zamana göredeğişebileceğini düşünerek davranır, gerektiğinde kuralları, insanların yararını gözeterek esnetir. Altıncı basamakta ise,tüm insanların, hatta canlıların çıkarlarının gözetildiği evrensel ahlâk anlayışı egemendir.   Söz konusu basamakları örnekleyelim: Bir kişi, ortamda trafik polisi olduğu için kırmızı ışıkta duruyorsa birinci basamakta, polis olmasa bile kurala inandığı içinışıkta duruyorsa dördüncü basamakta ahlâki yargı sergiliyor demektir.  Trafikte ehliyeti alınırken ilkokul diploması şartıvardır.  Eğer bir görevli, geçerli bir üniversite diplomasını kabul etmez de ille de ilkokul diploması isterse, yine dördüncübasamakta davranmış olur.   Ya da bir başka örnek: Otobüslerde, “Ön sıralar malul gazilere ve müstakbel annelere aittir” yazardı. Rivayete göre genç bir erkek burayaoturduğunda, yaşlı bir hanım başına dikilip, “Evlâdım, gazi misin, hamile misin?”  demiş.  Şimdi bir genç bu türden birazar işitmemek için ön sıraya oturmuyorsa, birinci basamakta ahlâklı davranıyor demektir. Eğer bir genç, “Biz şimdiyaşlılara yer verelim de yaşlanınca gençler de bize yer versinler” diye, yerini bir yaşlıya verirse, ikinci basamakta ahlâkidavranış sergilemiş olur. Eğer bir genç, çevreden gelecek takdir dolu bakışlardan ve onaylanmadan hoşlandığı içinyerini bir yaşlıya verirse, üçüncü  basamakta davranmış olur. Sadece kurala uymak için ön sıraya oturmazsa, dördüncübasamakta ahlâki davranmış olur. Ancak diyelim ki bir genç, kurallara saygılı olduğu halde vücudunda kırıklık olduğuiçin gazilere ayrılmış yere oturursa, beşinci basamakta ahlâki davranmış olur. Ya da bir kişi, düşmesin diye bir çocuğuön sıraya oturtursa, altıncı basamakta ahlâki yargı sergilemiş sayılabilir.   Çocuklar, yaşları büyüdükçe ahlâki yargıda ilk basamaklardan üst basamaklara doğru tırmanırlar. Ancak bazıyetişkinlerin hayat boyu ilk basamaklarda kaldığına sıklıkla rastlarız.   Şimdi uçağımıza dönelim. Ekonomik sınıfta bileti olan bir yolcunun bizinıs sınıfa oturması, şirket kurallarına gerçektenaykırıdır. Hostesin bu kuralı gözetmesi dördüncü basamakta bir ahlâki yargıdır ve ilk bakışta doğrudur. Ancak birisiyürüme güçlüğü çeken iki yaşlı hanımı rahatsız etmemek için bu kuralın beş dakikalığına esnetilmesi beklenirdi. Buesnekliği sergilemek beşinci basamakta bir ahlâki yargı sayılır. Üç kabin görevlisi bu esnekliği göstererek erkekyolcunun beş dakika için bizinista oturmasına ses çıkarmamışlar, yani beşinci basamakta ahlâki yargı sergilemişlerdir.Ancak duruma müdahale eden kadın görevli, katı davranmış, beşinci basamağa çıkamamıştır; kuralı insandan üstüntutmuştur.   Bu durumda, kendi inisiyatifleriyle duruma uygun davranış sergileyemeyen görevlilerin bulanabileceğini düşünerek, tümgörevlilere bu tür konuları da kapsayan hizmet için eğitim verilmelidir.   2)     Yolcuları rahatsız eden kabin görevlisinin, şirket kurallarına uyma amacından çok, bir bizinıs hayranlığı içindebulunduğunu, bizınısı tabulaştırdığını düşünebiliriz.  Çünkü aynı görevli, şirket kurallarına aykırı olduğu halde, bir başkayolcunun ekonomik sınıf içinde yer değiştirmesine izin vermişti. Bu durumda söz konusu kadın görevli, muhtemelenfarkında olmadan şu iletiyi sergilemiştir:  “Kurallara aykırı olsa da ekonomik sınıf  içinde yerinizi değiştirebilirsiniz;kıyamet kopmaz. Ancak ekonomik sınıf yolcusu iseniz bizınısa geçmeniz imkânsızdır, tabudur.”   Ayrıca, uçak alana inmek üzereyken, üç yolcunun ve bu kadın görevlinin koridorda dolaşması da, tekerlekli sandalyeylegetirilmiş müşterinin ayakta tutulması da şirket kurallarına aykırıdır, kişilerin güvenlikleri açısından sakıncayaratmıştır.  Bu karışıklığın temelinde kanımca, söz konusu kabin görevlisinin bizınısa abartılı değer yüklemesiyatmaktadır. Ancak bu durum şüphesiz ki sadece onun hatası değildir. İnsanlar arasında sınıf ayırımı yaratmanın modasıgeçmiş ve komik bir tarzı olan bizınıs uygulaması, muhtemelen bu kabin görevlisinin gerçekçi ve akılcı olmayandavranışına yol açmıştır.    Anlaşıldığı kadarıyla bizinis uygulaması, en azından bazı kabin görevlilerinin belli durumlarda bocalamalarına nedenolmaktadır. Öyle ise uçaklardaki bu çağ dışı sınıf ayırımı uygulamasının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu türayırımlar, kişi onurlarının eşitliği ilkesine aykırıdır; çürümüş kast/asalet anlayışının sonucudur.   Bu konuda bir başka ilginç örnek var. Bazı konferans salonlarında, protokole ayrılan ön sıradaki koltukların önünesehpalar yerleştirilir, üzerlerine su, gazoz konur. Bu düzenlemenin insanlara verdiği ileti şudur: “Ön sıradakiler, arkadaoturanlara oranla üstün insanlardır, onurları onların onurlarından yüksektir, bu yüzden susadıklarında bir şeyler içmekhaklarıdır. Arkada oturanların ise susayıp susamamaları önemli değildir; çünkü onlar, sıradan, ölümlü insanlardır.”   Kanımca, uçaklardaki bizınıs uygulaması ve hayranlığı ve konferans salonlarındaki protokol sehpaları, bazı insanlarınsınıf ayırımı fikrinden hâlâ kurtulamadıklarını ve tüm insanların birbirlerine eşit olduğu görüşünü hâlâbenimsemediklerini göstermektedir.  
DEVAMINI OKU
12/11/2012
Öfkenizle baş etmeyi öğrenebilirsiniz
Uzm.Psk.Süleyman HECEBİL
Kurucumuz Uzm.Psk.Süleyman Hecebil'in Formsante Kasım 2012sayısında yayınlanan röportajı'ndan..   Öfkenizle baş etmeyi öğrenebilirsiniz   Trafikte çıldırıyor, evde eşinizin her söylediğine sinirleniyor, artıköfkenizle baş edemiyorsanız zor durumdasınız demektir. Çünkü öfkebüyüdükçe dertler de büyümeye, sorunlar işin içinden çıkılmaz halalmaya başlıyor.   Aslında toplum olarak öfkeliyiz. Yaşadığımız şehre öfkeliyiz,çevremizdekilere öfkeliyiz, trafiğe öfkeliyiz... Kısacası her şeye öfkeliyiz. En ufak şeylere bağırıyor, kavga çıkarıyor bazen de ortada hiçbir sebep yokken başımızı derde sokabiliyoruz. Oysa öfkede sevmek, nefret etmek, mutlu olmak gibi bir duygu. Farkı ise gerisinde var olan başka duyguları gizleyen bir duyguolması. Öfkeli insanları maske takmış kişiler olarak tanımlayan Uzm.Psk.Süleyman Hecebil, “ Öfke, mutlu olmak gibidoğal bir duygu. Bu duygunun doğal olmayan şekli, kişinin kendisine, çevresine zarar verecek şekilde ortayaçıkmasından kaynaklanıyor. Böyle olduğunda kişinin ilişkileri riske giriyor, çevresindeki insanlar zarar görmeye başlıyor.Öfkeyi kontrol etmek için ise önce öfkenin doğal bir duygu olduğunu kabul etmek gerekiyor” diyor.   Neden öfkeleniyoruz?   İstenmeyen sonuçlar Öfkelenmemize neden olan birçok sebep bulunuyor. Bu sebeplerden biri istenmeyen sonuçlarla karşılaşmamız oluyor. Örneğin mağazada alışveriş yapıp kasaya geldiğimizde kredi kartımız onay vermezse aldığımız şeyleri kasada bırakmak zorunda kaldığımızda öfkeleniyoruz. Sevdiğimiz birinden aynı karşılığı alamıyorsak ya da bir yere gitmemiz gerekirken trafik yüzünden gidemiyorsak öfkeleniyoruz.   Beklentiler Beklentilerimiz karşılanmadığında da öfkeleniyoruz. Örneğin terfi edemediğimizde öfkeleniyoruz, eşimiz beklentilerimizi karşılamadığında öfkelenebiliyoruz. Günlük yaşamdan beklentilerimiz gerçekleşmediğinde de tepkimizi öfke göstererek veriyoruz.   Engellenme Bir engel ortaya çıktığında, bizi kısıtlayan bir durum olduğunda öfkeleniyoruz. Psikolog Süleyman Hecebil, “Örneğinergen bir çocuğa dışarı çıkamazsın denildiğinde öfkeleniyor. İnsanlar en çok trafikte öfke yaşıyor çünkü ulaşmakistedikleri yere ulaşmakta zorluk çekiyor ve engelleniyor. İstedikleri gibi davranamıyor ve çaresizlik içinde uzun süretrafikte kalabiliyorlar” diyor. Uzm.Psk.Süleyman Hecebil, “Öfke nedeniyle bize başvuran kişilerin aslında neye öfkelendiğini bulmaya çalışıyoruz, neyi maskelemeye çalıştığını öğrenmek istiyoruz. Eğer korkuyorsa, yetersizlik duygusu yaşıyorsa o duyguyu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Çünkü öfke aslında başka bir duygunun ifadesi oluyor” diyor.   Kaygı Kaygılandığımızda ve korktuğumuzda öfkeleniyoruz. Özellikle çocuklarımıza bu nedenle zarar verebiliyoruz. İyi anne ya da baba olamama, iyi çocuk yetiştirememe kaygısı ve korkusu çocuğu kontrol etme isteğini doğuruyor. Bir anne ya da baba çocuğunu kontrol ederse daha iyi bir ebeveyn olacağını düşünüyor. Olayları kontrol edemeyeceğimizi gördüğümüzde ya da işlerin kontrolden çıktığını fark ettiğimizde korku yaşıyoruz. Fakat bu durumda ‘Korkuyorum’ ya da ‘Kaygılanıyorum’ diyemiyor tam tersine maskelenmil bir biçimde tepki veriyoruz. Gerçek duygumuz kaygı olsa da ifade ettğimiz duygu öfke oluyor.   Haksızlık Haksılığa uğradığımızı düşündüğümüzde de öfkeleniyoruz. Haksızlığa uğramak demek kaale alınmamak anlamına geliyor. Sınıfta bir öğrenci öğretmeni ya da diğer öğrenciler tarafından dikkate alınmıyorsa kendini bir şekilde var edemiyorsa, ‘Sen bizim için değerlisin’ mesajını alamıyorsa öfkelenmeye başlıyor. Bunu da saldırganlık gibi öfke davranışıyla gösterebiliyor. Aynı şey ilişkilerde de geçerli oluyor. Eşimiz tarafından önemsenmediğimizi ve anlaşılmadığımızı hissettiğimiz durumlarda öfkeleniyoruz. Ama ‘Ben kendimiz senin yanında önemsenmemiş hissediyorum’ değil, tamamen öfkelenerek ‘Beni dinlemiyorsun, beni önemsemiyorsun’ gibi öfke duygusuyla ifade ediyoruz.   İthal öfke Öfke bazen de ithal edilmiş oluyor yani anne ve babalarımızdan bize aktarılmış olabiliyor. Çocukluk dönemimizde kendimizle ilgili bazı kararlar veriyoruz. Örneğin bir problemi nasıl çözeceğimize ilişkin kararları bu dönemde veriyoruz. Psikolog Süleyman Hecebil, “Eğer öfke evdeki ilişkilerde işe yarıyorsa, öfkelenen kişinin hayatını kolaylaştırıyorsa çocuk ‘Öfkeli olursam insanlara kendimi daha kolay kabul ettirebilirim’ diye düşünüyor. Her şey öfkeyle ifade edilebilir sonucuna varıyor. Bazen de öfkenin çok yoğun olduğu ailelerde eğer baba çok öfkeliyse ve anneye sözel ve fiziksel şiddet uyguluyorsa bunu gören çocuk, ‘Babam gibi olmayacağım, annem gibi olacağım’ diye bir karar veriyor. Her eşcinselliğin ardında böyle bir sebep olduğunu söyleyemesek de bazılarında bu durum yaşanabiliyor. Ayrıca kızdığınız şeylerin bazılarına baktığınızda aslında anne ve babanızın kızdığı şeylere öfkelendiğinizi görürsünüz” diyor.   Yetersizlik Bir başka öfke sebebi ise yetersizlik duygusu oluyor. Ne kadar çok yetersizlik duygusu yaşarsak hem kendimize hem de karşımızdakilere karşı o kadar öfkeli oluyoruz çünkü bir işe yaramadığımızı ve değersiz olduğumuzu düşünüyoruz. Karşımızdakilere öfkeleniyoruz çünkü içimizdeki değersizliği görmelerini istemiyoruz. Psikolog Süleyman Hecebil, aşırı öfkeli olan kişilerin aslında son derece kırılgan ve zayıf olduklarını belirterek, “Bu kişiler dışarıdan zayıflıklarının fark edilmemesi için kabuklarını sertleştiriyorlar. Böyle bir durumda o kişiye özgüven kazandırmak gerekiyor” diyor.   Gizli duygular İçte tutulmuş ve dışa vurulmuş olmak üzere iki tür öfke bulunuyor ve dışa vurulmuş öfke içte tutulandan daha iyi bir durum oluyor. Öfkesini içinde tutan bazı kişiler alkol alıyor. Alkol öfkeyi geçici olarak yatıştırabiliyor ama eğer o kişi içte tutulmuş bir öfke yaşıyorsa alkol alınca bu öfkeyi dışarı çıkarıyor. Rahatlama oluyor ve öfkeyi tutamaz hale geliyor. Bu nedenle alkol alınca çığrından çıkan insanlar öfkeyi içinde tutan insanlar oluyor.   Öfke Kontrolü Öfke kontrolünün temelinde düşünsel düzenlemeye ihtiyaç bulunuyor. Psikolog Süleyman Hecebil, “Bu dünyada her an her şey olabilir buna inanmak gerekiyor. Trafik tıkanabilir, kötü bir insana rastlanabilir, trafikte biri önümüze geçebilir, yol vermeyebilir, işte hak etmediğimiz bri davranışla karşılaşabiliriz. Bu dünyada sadece bizim kurallarımızın olmadığının farkına varmalıyız. Öfkeyle insaları adam edemeyeceğimize inanmamız lazım. Sağlıklı kalabilmek için olasılıklar dünyasında yaşadığımızı kabul etmeliyiz. Bu duyarsız olmak anlamına gelmiyor ama bu gerçeği de kabul etmek gerekiyor” diyor. Öfke kontrolünde iletişim çok önemli. ‘Ben sana kızdım’ demek yumruğu yere vurarak öfkelenmekten daha iyi bir sonuç verecektir. Çünkü öfkemizi davranışsal ve sözel olarak dışarı vurmaya başladığımızda karşımızdakinin bizi duyma şansı kalmıyor. Karşımızdaki kişi öfkeli bir davranış karşısında kendini kapatıyor ve korunmaya geçiyor. Ama öfkelendiğimizde ‘Ben çok öfkelendim’ derseniz karşınızdaki sizin nasıl bir durumda olduğunuzu anlamaya çalışıyor.   Hecebil, “Gerçekten öfkelendiğimizde “Şu an ne düşünüyorum? diye düşünmeliyiz. ‘Ben kendimi değersiz mihissediyorum? Eğer böyleyse bunu düzeltmek gerekiyor. Kimse değerinizi yükseltip, alçaltma gücüne sahip değil.Başkalarının değerlendirmelerini kendinize mal ediyorsanız bunun farkına varmanız gerekiyor” diyor.   İntiharlara bakıldığında çocukluk döneminin intihar üzerinde etkisi olduğu görülüyor. Çünkü intihar kendine dönük en yıkıcı saldırganlık ve öfke. İntihar edecek kişi hem kendine öfkeleniyor ‘Değersizim’ diyor, hem de karşısındakilere öfkeleniyor ‘Öyle bir hareket yapacağım ki sizin canınızı yakacağım’ mesajı veriyor.    
DEVAMINI OKU
09/10/2012
Çocuk ve okula başlama yaşı
Uzm. Psk. Süleyman HECEBİL
Çocuklar yaşlarına göre değişik gelişim dönemlerinden geçerler. Okul öncesi dönem çocuğu, 6 yaş ve öncesinde “işlemöncesi dönem” olarak adlandırılan gelişim döneminde bulunur. İşlem öncesi dönem, çocuğun dünyayı egosantrik birbiçimde algıladığı ve değerlendirdiği, karşılaştığı durum ve olayları  herhangi bir zihinsel işleme tabi tutamadığı,nedenlerini sorgulamadığı bir dönemdir. 6 yaş ve öncesinde bulunan çocuklar gördüklerini, söylenenleri herhangi birzihinsel işleme fazlaca tabi tutmadan kabul ederler. Okul öncesi dönem, işlem öncesi dönem olmakla birlikte aynızamanda yaratıcılığın, öğrenme hızının ve spontanlığın en yüksek olduğu dönemdir. Dolayısıyla okul öncesi dönemingelecek yaşantılar (okul yaşantıları, mesleki yaşantılar, sosyal yaşantıla vb.) için belirleyici bir özelliği vardır. Kısacasıokul öncesi dönem çocukların geleceğe ilişkin yaşam rotalarını belirlemeye başladığı dönemdir. İşlem öncesidönemde çocuklar bir sopayı at gibi ya da tüfek gibi kullanabilirler. Akıl yürütmeden çok sezgisel olarak problemleriçözmeye çalışırlar. Çocuklarda işlem öncesi dönemin kesintiye uğraması veya zarar görmesi gelecek yaşantılaraçısından oldukça risklidir.   7 yaşından itibaren somut işlemsel dönem başlar. Somut işlemsel dönem mantıksal düşünmenin gelişmeye başladığı, problemlerin sezgisel olarak değil akıl yürütme yoluyla çözülmeye başlandığı dönemdir. Çocuklar bu dönemde temel kavramları (kütle, ağırlık, uzunluk, hacim gb.) öğrenmeye ve farketmeye başlarlar. Yine bu dönemde çocuklar, egosantrik dönemin sona ermesiyle kendileri dışında kişilerle daha yakından ilişkiler kurmaya başlarlar. Bir taraftan düşünsel gelişim devam ederken diğer taraftan bedensel koordinasyon ve duygusal alanda da gelişim sürer. 7 yaşında el-göz koordinasyonu, vücut dengesinin kurulması, ince kas gelişimi gibi okuma yazma becerileri için gerekli olan temel alanlarda gelişmeler tamamlanmış olur. Böylece çocuğun okuyabilmek ve yazabilmek için gerekli olan bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal ve dil alanlarında gerekli dönemsel gelişimi de tamamlanır. 7 yaşında başlayan somut işlemsel dönem 11 yaşın sonunda tamamlanır.   Somut işlemsel dönemdeki çocuklar 11 yaşından itibaren soyutlama, esneklik, muhakeme yapma ve problem çözme gibi özelliklerle kendini gösterebileceği soyut işlemsel döneme geçiş yaparlar.   Çocuğun okula hazır olup olmadığı tüm gelişim alanlarının kontrol edilmesiyle ve çocuğun bu alanlardaki gelişim düzeyine bakılmasıyla anlaşılabilir. Ancak doğru olan, ilkokul çağının bilimsel başlama yaşının 7 yaş olmasıdır.  
DEVAMINI OKU
01/10/2012
Annemle babam boşanıyormuş!
Uzm.Psk.Didem EVRE
Kimi çocuğun umursamaz görünerek kabullendiği kiminin iseüzüntüyle karşıladığı boşanma aslında tüm çocukları derindensarsıyor…   Aile, eşler, çocuklar ve kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplumiçindeki en küçük birlik olarak tanımlanmaktadır. Evlilik aracılığıylabüyüyen ve gelişen aile birliği aileye çocuğun katılmasıyla pekişir.Çocuğun da aileye katılmasının ardından ev içinde sorumlulukların veeşler arasında paylaşımın artmasıyla eşler arasında zaman zamantartışmalar ortaya çıkabilir. Bu durum ise evlilikleri çıkmaza doğrusürükleyebilir. Aslında anne-baba olmak çok ciddi hazırlık gerektiren birdurumdur. Anne-baba rolü çok fazla sorumluluk isteyen, geri dönüşüolmayan, bir çok bilgi ve beceri edinmeyi ve sosyal anlamda bir çokfedakarlık yapmayı gerektirmektedir.   Çocuğun sağlıklı bir gelişim göstermesi ve sağlam bir kişilik kazanması için ailede düzenli bir yaşam biçimisürdürülmelidir. Aile içinde eşler arasında zaman zaman yaşanan kavga ve tartışmalar çocukları olumsuz yönde etkiler.Bunun sonucunda eşlerin boşanması kaçınılmaz olacaktır.   Boşanma en basit anlatımıyla eşler arasındaki evlilik ilişkisinin sonlandırılması olarak tanımlansa da aslında bir ailenin parçalanması ve aile birliğinin bozulmasıdır. Boşanma birer yetişkin olarak eşlerin dünyasında farklı, çocukların dünyasında farklı olarak algılanmaktadır. Yapılan araştırmalar farklı yaş grubundaki çocukların boşanmayı farklı algıladıklarını ve farklı tepki verdiklerini ortaya koymaktadır. Bebeklik dönemi olarak adlandırılan 0-2 yaş döneminde aşırı ağlama, uyku ve beslenme sorunları olarak ortaya çıkan süreç ancak anne babaların davranışlarıyla düzene girebilir. Buna göre bu dönemde özellikle annenin tüm kaygı ve endişelerini içselleştiren bebeğin yanında eşlerin tartışma ortamından kaçınması, endişe ve kaygılarını çocuğa hissettirmemeleri önemlidir.   2 yaştan itibaren 6 yaşına kadar süren okul öncesi dönem boşanmanın izlerinin en derin hissedildiği dönemdir. Bu dönemde kendini suçlama eğilimindeki çocuk anne babasının kendi hatalarından ötürü onu cezalandırdıklarını ve bu nedenle ayrıldıkları fikrine sahiptir. Bu duyguyu yaşatmamak amacıyla eşlerin boşanma olayını iyi organize etmeleri, boşanma sonrası ev değiştirme, taşınma durumlarını ayarladıktan sonra çocukla sonucu anne ve baba bir araya gelerek net bir şekilde açıklamalıdır. Çünkü bu yaş döneminde çocuk aile birliği bozulacağı için değil bundan sonra kendisine ne olacağı şüphe ve endişesiyle üzüntü yaşamaktadır.   6 yaş sonrasına baktığımızda, çocuk her ne kadar sorunları anlıyor ve anlayış gösteriyor gibi görünse de zaman zaman ebeveynlerinden birini suçlayarak düşmanlık besleyebilir. Bu durum anne ya da babasıyla arasının açılmasına neden olarak uzun vadede ilişkilerini zedeleyebilir. Dolayısıyla boşanma süreci ve sonrasında eşler çocukların yanında birbirleri hakkında olumsuz sözler söylemekten kaçınmalı, olumsuz duygularını yansıtmamalıdır.   Özellikle ergenliğin başladığı 10-12 yaş sonrasında boşanma kararını çocuğa söylemek sancılı bir süreçtir. Bir yandan ergenliğin getirdiği sıkıntılarla uğraşan çocuk diğer yandan anne babasının ayrılık sorunları ile de başa çıkmaya çalışır. Kimlik karmaşası yaşadığı bu dönemde anne babanın ayrılığına sessiz kalması ve tepki vermemesi oldukça zordur. Bu dönemde anne babasının boşanacağını öğrenen ergen bu konudaki öfkesini arkadaşlarına hatta öğretmenlerine yönlendirebilir. İçe kapanma, şiddet eğilimi gibi istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.   Tüm yaş gruplarında farklı tepkilere neden olan boşanma kuşkusuz tüm aile bireyleri için önemli bir yaşam olayıdır. Ailenin en küçük üyesi olan ve bu sonu engellemek adına elinden bir şey gelmeyen çocuk için ise travmatik bir süreçtir. Bu travmayı en hafif şekilde atlatmak ve yaraları derinleştirmemek adına anne babanın ayrıldıktan sonra dahi çocuk ile ilgili konularda işbirliği içinde olmaları gerekmektedir. Boşanmak çocukla ilgili sorun ve paylaşımlardan da ayrılmak anlamına gelmemelidir. Anne ve baba birlikteyken çocukla ilgili ne gayret gösteriyorlarsa aynı şekilde devam etmeli ve özverili davranmaya devam etmelidirler. Örneğin her hafta sonu babasıyla top oynamaya çıkan bir çocuk için bu durum boşanma sonrası da değişmemeli ve çocuk aynı evde yaşamadığı ebeveyniyle yaptığı rutin alışkanlıklarına devam etmelidir.   Anne ve baba boşanma ile sadece birbirlerine karşı olan paylaşım ve sorumluluklarının bittiğini görmeli, çocuğa karşı yaklaşım ve sorumluluklarını değiştirmemelidir. Ancak böyle bir düzende boşanma çocuklarda hafif sıyrıklar oluşturacak, yaranın derinleşmesi engellenecektir.  
DEVAMINI OKU