Bilimsel Yaklaşım · Etik Değerler · Mesleki Yetkinlik
Ana Sayfa Hakkımızda Uzmanlarımız Hizmetlerimiz Çocuk ve ErgenYetişkin ve AileTest ve Değerlendirme Kitaplarımız Yazılar Sık Sorulan Sorular İletişim Randevu Al
Ana Sayfa › Hizmetlerimiz › Yetişkin ve Aile › Travma ve Ruhsal Örselenme

Travma ve Ruhsal Örselenme

Travma, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır. Birçok kişi travmayı yalnızca savaş, büyük kazalar ya da felaketler gibi "olağanüstü" olaylarla ilişkilendirir. Oysa travma, olayın kendisinden çok, kişinin o an yaşadığı şeye dayanamaması, baş edemeyeceği kadar yoğun bir çaresizlik ve dehşet hissetmesiyle ilgilidir. Bu yüzden bir başkası için "atlatılabilir" görünen bir yaşantı, bir kişi için derin bir travma olabilir. Ani bir kayıp, bir kaza, bir şiddet ya da istismar yaşantısı, ağır bir hastalık, ama aynı zamanda çocuklukta uzun süre karşılanmayan bir ihtiyaç ya da sürekli tekrarlayan incinmeler de travmatik olabilir. Travmayı belirleyen, olayın "büyüklüğü" değil, kişinin iç dünyasında bıraktığı izdir.

Travmanın en ayırt edici yanı, geçmişte kalmamasıdır. Yaşanan olay bitmiş olsa bile, travma bedende ve zihinde bir tür "şimdiki zaman" olarak yaşamaya devam eder. Kişi, olayı hatırlatan bir ses, koku, görüntü ya da duyguyla karşılaştığında kendini yeniden o anın içinde bulabilir; sanki tehlike hâlâ sürüyormuş gibi tepki verir. Bunun yanında araya giren rahatsız edici anılar ve kâbuslar, sürekli tetikte olma ve kolay irkilme, olayı hatırlatan her şeyden kaçınma sık görülür. Bazı kişilerde ise tam tersine bir hissizleşme, kopukluk ve "sanki bana olmamış gibi" bir uzaklık yaşanır. Bütün bunlar travmaya ilişkin yoğun duygulardan zihnin kendini korumaya çalışma biçimidir.

Travmatik yaşantılar sindirilemedikleri için sorun olurlar. Zihin, katlanılabilir bir deneyimi zamanla işler, anlamlandırır ve geçmişe yerleştirir. Ama bir yaşantı taşınamayacak kadar ağır olduğunda, olduğu gibi işlenmeden, ham hâliyle içeride bir yerde donup kalır. İşte bu işlenmemiş yaşantı, araya giren anılar, kâbuslar ve bedensel tepkiler biçiminde tekrar tekrar kapıyı çalar. Çünkü bir yanımız, tamamlanmamış olanı tamamlamaya, anlaşılmamış olanı anlamaya çalışır. 

Travma, doğru ve güvenli bir terapötik çalışmayla işlenebilen ve etkisi belirgin biçimde hafifleyen bir alandır. Buradaki en önemli koşul güvendir; çünkü travma güvenin sarsıldığı yerde oluşur ve ancak güvenli bir ilişki içinde onarılabilir. Terapi sürecinde amaç, kişiyi acele ettirmeden, kendi temposunda, taşıdığı yaşantıya güvenle yaklaşabileceği bir alan açmaktır. Donup kalan deneyim yavaşça işlenebildiğinde, geçmişte olan bir şey nihayet geçmişe yerleşir; kişi olanı unutmasa da onun esiri olmaktan çıkar. Böylece travma, hayatı yöneten bir gölge olmaktan çıkıp, taşınabilir bir anıya dönüşür. Sürecin ağırlığına göre, gerektiğinde tıbbi bir değerlendirme de sürece eşlik edebilir.