Bilimsel Yaklaşım · Etik Değerler · Mesleki Yetkinlik
Ana Sayfa Hakkımızda Uzmanlarımız Hizmetlerimiz Çocuk ve ErgenYetişkin ve AileTest ve Değerlendirme Kitaplarımız Yazılar Sık Sorulan Sorular İletişim Randevu Al
Ana Sayfa › Hizmetlerimiz › Yetişkin ve Aile › Kaygı ve Panik Bozuklukları

Kaygı ve Panik Bozuklukları

Kaygı, çoğu zaman en çok da hiçbir "sebep" yokken rahatsız eder. Gerçek bir tehlike karşısında duyulan korku anlaşılırdır; oysa kaygı bozukluğunda kişi çoğu zaman her şey yolundayken bile içinde açıklayamadığı bir tedirginlik taşır. "Neyim var, neden böyle hissediyorum?" sorusu yanıtsız kaldıkça kaygı daha da büyür. İşte tam burada önemli bir şeyi hatırlamak gerekir: kaygı önemli bir mesajdır. Çoğu zaman kişinin fark etmediği, adını koyamadığı ya da bakmaktan kaçındığı bir iç meselenin yüzeye vurmuş hâlidir. Bu yüzden kaygıyı yalnızca susturulması gereken bir rahatsızlık gibi görmek, çoğu zaman onun bize anlatmaya çalıştığı şeyi de kaçırmak anlamına gelir.

Panik atak, kaygının en yoğun ve en ürkütücü biçimidir. Çoğu zaman hiç beklenmedik bir anda, çarpıntı, nefes darlığı, göğüste sıkışma ve "kontrolümü kaybediyorum" ya da "ölüyorum" duygusuyla gelir. İlk kez yaşayan biri çoğu zaman kalp krizi geçirdiğini düşünüp acile başvurur; muayenede bedensel bir sorun çıkmaması ise kişiyi daha da çaresiz bırakır. Oysa panik atak, bedenin gerçek bir tehlike yokken alarma geçmesidir. Bir kez yaşandıktan sonra devreye çoğu zaman ikinci bir korku girer: "ya yine olursa?" Bu "korkudan korkma" hâli, kişiyi giderek daralan bir yaşama iter, bazı yerlerden, durumlardan ya da yalnız kalmaktan kaçınmaya başlar. Kaygının kişinin hayatını asıl kısıtlayan yanı, çoğu zaman bu kaçınmadır.

Kaygı bedende de zihinde de konuşur. Bedende çarpıntı, nefes darlığı, mide-bağırsak şikâyetleri, titreme ve sürekli bir tetikte olma hâli olarak; zihinde ise durmayan bir düşünce akışı, en kötü olasılığa kilitlenme ve olayları felaketleştirme olarak. Ama asıl mesele çoğu zaman bu belirtilerin altındadır. Kaygı; uzun süredir taşınan bir yükün, bastırılmış bir öfkenin, çözülmemiş bir kaybın ya da kişinin kendine bile itiraf etmekte zorlandığı bir çatışmanın dolaylı bir dile gelişi olabilir. Zihin rahatsız edici olanı uzak tutmaya çalışır; ama uzak tutulan şey çoğu zaman kaygı biçiminde geri döner. Bu yüzden "neden kaygılıyım?" sorusunun yanıtı, çoğu zaman kaygının kendisinde değil, onun işaret ettiği yerdedir.

Bu, kaygının çözülemez olduğu anlamına gelmez. Kaygı ve panik bozuklukları, doğru bir terapötik çalışmayla belirgin biçimde hafifleyen ve yönetilebilen durumlardır. Terapi sürecinde yalnızca belirtileri bastırmaya değil, kaygının nereden geldiğini, neyi anlatmaya çalıştığını anlamaya da alan açılır. Kişi hem kaygıyla o an baş etmenin yollarını öğrenir, hem de onu besleyen asıl kaynağı fark ederek kendi iç dünyasıyla daha barışık bir ilişki kurar. Amaç kaygıyı tümüyle yok etmek değildir; onu, hayatın direksiyonundan indirip yeniden anlaşılabilir ve taşınabilir bir yere getirmektir. Sürecin bir parçası olarak, gerektiğinde tıbbi bir değerlendirme de önerilebilir.