PSİKOLOJİ YAZILARI

13/06/2012
Özgüveni yüksek çocuklar yetiştirmek
Bütün anne babaların bebeklerini kucağına aldığı andan itibaren gayeleri bebeklerinin, özgüveni gelişmiş bir birey olmasıdır. Peki çocuklarımızın ‘özgüven’ini nasıl sağlayacağız? Özgüven duygusu çocukların doğuştan sahip olduğu bir duygu değildir. Özgüven, çocukluk çağında edinilen deneyimler, beraber olunan kişiler ve yaşanılan olaylarla gelişir.   Çocukların, özgüvenini geliştirmede en önemli etken, anne babanın bebeklikten itibaren hiçbir öncelikli şart ve durumu göz önüne almadan çocuklarına gösterdiği ‘karşılıksız’ ‘sevgi’ dir. Çocuğunuza kuruduğunuz ‘ Uslu çocuk olursan seni severim, yemeğini yersen seni çok severim’ gibi cümleler, kendisine gösterilen sevgiyi hak etmediği hissi yaratır ve çocuğunuz bunun sonucu olarak kendisini sevilmeye değer görmez. Kendisini sevmeyen çocuk, başkalarının da onu sevmediğini düşünecektir. Çocuğunuzun neyi başardığına, nasıl davrandığına bakarak değil, kim olduğuna dayanarak onu sevin… Ebeveynler zaman zaman çocuklarının bazı islerini tek başına yapamayacağını düşünürler ve çocuklarına denemeleri için fırsat vermezler. Çocukların aslında yapabileceği işleri üstlenen ebeveynler, çocuklarına ‘Sen bunu yapabilecek beceriye sahip değilsin’ mesajını verirler. Bu mesaj karşısında çocuğun başarabileceğine karşı inancı, özgüveni azalır. Çocuğunuza küçük yaşlardan itibaren yaşına uygun isleri üstlenmesi ve mücadele etmesi için fırsat verin. Çocuğunuzun yetenek ve becerilerini geliştirmesi için verdiğiniz destek ile, ‘başarma duygusu’ gelişecek ve kendine olan güveni sağlamlaşacaktır. Çocuğunuz verilen sorumluluğu başaramamış olsa da ona koşulsuz destek ve sevgi vermeye devam edin. Böylece çocuğunuz, kendine değer verildiğini ve desteklenmeye devam edildiğini hissedecektir. Ailesi tarafından değerli hissedilen çocuğun ailesi ile ilişkisi sağlam güven temelleri üzerine kurulacaktır.   Çocuğunuzun yaşı kaç olursa olsun ayrı bir birey olduğunu unutmayınız ve tercihlerine saygı gösteriniz. Çocuklarınızın ileride de kendi kararlarını alma becerisini desteklemek için, küçük yaşlarda itibaren çocuğunuzun tercih yapmasına ve kararlarını uygulamasına izin verin.   ‘Tabağındaki bitecek, daha doymadın’ ‘Terledin, su içme’ ‘Tolga ile konuşma, o yaramaz bir çocuk’   gibi müdahaleler çocuğunuzun kendi hayatıyla ilgili tercih yapmasına engel olur. Ayrıca bu cümleler ile çocuğunuza fikirlerine saygı gösterilmediği mesajını iletmiş olursunuz. Tercih yapılmasına izin verilmeyen çocuklar, ebeveynlerine bağımlı, kendi başına karar alamayan bireyler olarak yetişirler. Ebeveynler olarak, çocuğunuzu yönlendirmek istemeniz çok doğal bir yaklaşımdır fakat bunu çocuklarınızın kendi verebileceği kararlara müdahale ederek ya da onun yerine karar vererek yapmamalısınız. Aşırı koruyucu bir tutum yerine, çocuğunuzun kendini yönetebilen bir birey olmasına destek vermelisiniz. Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse, kınama ve ayıplamayı, Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı, Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi, Eğer bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı, Eğer bir çocuk hoşgörü ile yetişmişse, sabırlı olmayı, Eğer bir çocuk desteklenip yönlendirilmişse, kendine ‘güven’ duymayı, Eğer bir çocuk övülmüş, beğenilmişse, takdir edilmeyi, Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyümüşse, adil olmayı, Eğer bir çocuk güven ortamı içinde büyümüşse, inançlı olmayı, Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse, kendisini sevmeyi öğrenir, Eğer bir çocuk ailesi içinde destek ve arkadaşlık görmüşse, mutlu olmayı öğrenir. Çocuğunuza ilgi göstermeniz, onu fark ettiğiniz, aktif olarak dinlediğiniz, sözlerinin ve yaptıklarının önemli olduğunu hissettirdiğiniz anlamına gelir. Çocuğunuza ilgi göstermeniz, onların özgüveni gelişmiş, kendini ifade edebilen bireyler olarak büyümelerine katkıda bulunacaktır.    Kaynak: Kasap, N. E., Yeni Çağın Çocukları: Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Yöntemler, Hayy Kitap, 2008.
DEVAMINI OKU
12/06/2012
Çocuğunuzu yetiştirmeye kendinizden başlayın!
Çocukların ilk eğitim aldıkları yer ‘aile’dir. Çocuklar erken yaslardan itibaren aile yapısını, aile bireyleri arasındaki iletişimi ‘rol model’ olarak alırlar. Birbirini sevgi dolu, aktif dinleyen bir ailede yetişen çocuk ile birbirini dinlemeyen aile bireylerinin olduğu ortamda büyüyen çocuğun gördükleri ilk rol modeler birbirinden farkı olur ve buna bağlı olarak bu iki çocuğun sosyal ilişkileri farklı gelişir.   Çocuk yetiştirmede, ebeveynlerin kişilik yapılarının etkisi yadsınamaz. Ebeveynlerin, çocuk yetiştirme tutumlarının özünde, ‘temel inançları’ yatmaktadır. Anne-babalar olarak çocuklarımızı daha sağlıklı yetiştirebilmek için önce kendimizde hoşnut olmadığımız davranışları değiştirmeli,  olayları esnek bakmaya başlamalıyız.   ‘Olumsuz davranışlarımız çocuklarımızı yetiştirmemizi nasıl engelliyor?’ ‘Neleri arzu ettiğimiz gibi değiştirebiliriz?’ ‘Çocuklarımız ile nasıl daha kolay ve etkili iletişim kurabiliriz?’   Ebeveynler olarak, kendinize olan özgüveniniz düşükse, bunu çocuğunuza da yansıtırsınız. Öncelikle ebeveynler olarak özgüveninizi geliştirmelisiniz ki çocuklarınıza değerli olduklarını aktarabilin ve özgüveni yüksek bireyler yetiştirin. Bunun için önce değiştirmek istediğiniz yönlerinizi belirleyin ve eyleme geçin!   Olumsuz tecrübelerinizi, kotu deneyimlerinizi hafızanızdan silin.   Çocuğunuzun hayatına sekil verecek bireyler olarak, kendi problemlerinizden arınmanız için gerekirse bir uzmanda yardım alın ve daha pozitif bir başlangıç yapın.   Kendinizle konusun.   Kendinizi suçlayan, yargılayan içsel konuşmalarınızın farkına varın ve bunları olumlu ifadelerle değiştirin: ‘Ben başarılıyım, ben değerliyim’ gibi. Bu iletişim yapısını çocuklarınıza da uygulayın.   Yapacaklarınızı ertelemeyin.   Yapmak istediğiniz veya yarım bıraktığınız işlerinizi yazın. Otokontrolünüzü sağlayarak bu isleri tamamlayın. Yarım bıraktığınız isler, başarısızlık korkunuzdan kaynaklanıyor olabilir. Bu isleri tamamlamanız kendinize olan güveninizi artıracaktır. Çocuğunuza da islerini yarım bırakmaması için destek olun.   Başarmak istediğiniz şeyi düşünün.   Başarma hissini yasamak sizi olumlu bir ruh hali içine sokacaktır. Çocuklar da bir işi başardıkları zaman daha mutlu olurlar. Çocuklarınızın ve kendinizin başarılarını takdir edin ve başarının tadını paylaşın.   Geçmişte başardığınız isleri düşünün.   Ve bunları yakınlarınıza anlatın. Dostlarınıza sıkıntılarınız kadar başarılarınızı da anlatın. Ayni şekilde çocuklarınızın başarılarını da anlatırken cömert olun.   Sorunlarınızı gözünüzde büyütmeyin.   Sıkıntı yaşadığınız durumları büyüttükçe bu sorunla başa çıkamayacakmış gibi hissedersiniz. Bu da kendinize olan güveninizin azalmasına sebep olur. Daha önce yaşadığınız sorunların üstesinden nasıl geldiğinizi hatırlayın. Çocuğunuz, bir sorunla karşılaştığına da başarılı olduğu anları hatırlatın ve başarılı olduğu anlardaki hisleri aklında canlandırmasına yardımcı olun.   Hareket edin, gezinin.   Bunaldığınızı düşündüğünüzde yürüyün, egzersiz yapın. Spor yapmak seratonin ve endorfin hormonlarınızı artırır. Böylece kendinizi daha iyi hissedersiniz. Çocuğunuzla da ortak egzersiz yapabileceğiniz aktiviteler planlayın.    İstediğiniz şeyi gerçekleşmiş gibi hayal edin.   Bilinçaltınız emirleriniz ile eyleme geçer. İmgeleme tekniğiyle hayal kurmanız, bilinçaltınızı harekete geçirir. Çocuklarınızın hayal kurmasına izin verin ve bu hayalleri paylaşın.   ‘Hayır’ demeyi öğrenin.   Başka birini mutlu etmek adına, kendinizi üzecek şeyler yapmayın. Aynı zamanda ‘hayır’ dedikten sonra pişmanlık duyup geri dönmeyin. Çocuğunuza da ‘hayır’ dediğinizde bu kararınızda tutarlı olduğunuzu gösterin.   Sizi başarısızlığa iten davranış kalıplarını tespit edin.   Bu kalıpları ortadan kaldırmak için yöntemler geliştirin. Değişim için bir adım atın. Bu kalıpları çocuğunuzda fark ederseniz de, onu geliştirmeye, değiştirmeye yönlendirin.   Olumsuz düşüncelerinizden kurtulun.   Olumsuz düşünceler beyninizde kalıplaşır. Siz bu kalıpları kullandıkça da beslenir ve olumsuzluk olarak size geri döner. Bu kalıpları fark edin ve daha olumlu, gerçekçi düşüncelerle değiştirin.   Hedefinize odaklanın.   Başarıya odaklanan ruh hali size her zaman enerji ve mutluluk verir. Hayatınıza yon verenin siz olduğunu unutmayın. Bu davranışınız, çocuğunuza da ‘basarı’ konusunda rol model olmanızı sağlayacaktır.   Kaynak: Kasap, N. E., Yeni Çağın Çocukları: Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Yöntemler, Hayy Kitap, 2008.    
DEVAMINI OKU
07/06/2012
Çocuklarda Korkular
‘Korku’ yaşamın ve evrimsel surecin doğal ve olağan bir parçasıdır. Çocuklar ve gençlerin yaşadığı korkular farklı yaş dönemlerinde farklı formlar alır. Dokuz aylık bir çocuk asil bakımını sağlayan ‘anne’den ayrılma korkusu yaşarken, yürüme çağından itibaren hayvanlardan, karanlıktan, böceklerden, sudan, ve doğaüstü varlıklardan (hayalet, canavarlardan) korkma olayları ortaya çıkmaya baslar. Çocukluk çağının sonlarına doğru ise çocukların kendilerini diğer arkadaşlarıyla kıyaslamadığı ve bunun sonucunda çocukların, diğerlerinin onun hakkında ne düşündüğü ve nasıl göründüğü ile ilgili kaygılar yaşadığı görülür.   Çocuklar ‘kaygı’yı nasıl yaşar?   Çocuklar kaygı yaşadıklarını üç şekilde fark edebilirler. Birincisi, kaygı yaşayan çocuk kaygıyı düşüncelerde yaşar. Kaygılı çocuklar, tehlike ve tehdit türlerine odaklanan düşüncelere sahip olur. Örneğin, ailesinin başına kötü bir şey gelebileceğinden ya da geceleyin karanlıkta eve hırsız gireceğinden endişe duyar. İkincisi, kaygıyı fiziksel olarak bedeninde yasar. Çocuk endişelendiği zaman bedeninde birçok değişiklik meydana gelir. Bunlar, kalp atisinin yükselmesi, solunum değişiklikleri, mide bulantısı, terleme, kasların gerilmesi gibi bedensel tepkilerdir. Bu tepkilere ‘savaş ya da kaç’ tepkisi denir. Bu tepkilerin amacı çocuğu olası tehlikeyle savaşmaya ya da ondan kaçmaya hazırlayarak, korunmasına yardımcı olmaktır. Üçüncüsü ve en önemlisi ise, kaygının çocuğun davranışlarını etkilemesidir. Kaygılı çocuk, ağlar, yerinde duramaz, titrer ya da kendisine kaygı verecek bazı şeylerden kaçınır (örneğin; çevresindekilerle konuşmamak için sürekli müzik dinlemek. Geceleyin karanlıkta uyumayı reddetmek).   Kaygı ne zaman sorun haline gelir?   Tüm korkular normaldir ancak, korkunun şiddeti ve suresi arttığı takdirde çocuğun ve ailenin hayatını olumsuz yönde etkilemeye başlayabilir. Çocuğunuzun korkuları çocuğunuzun yapmak istediği şeylere engel oluyor, moral bozukluğu, can sıkıntısı veriyor, yapmak istediği şeyleri engelliyor veya akademik hayatını etkileyen zorluklar çıkarıyorsa çocuğunuzun bu sorunun üstesinden gelmek için bir uzmandan yardım almanız faydalı olacaktır.   Çocuğunuzun kaygısını gidermek için nasıl yardımcı olabilirsiniz? Çocuğunuzun cesur ve kaygısız davranışlarını ödüllendirin: Beklentilerinizi çok yüksek tutmayın ve çocuğunuz kendisi için zor olan bir şeyi başardığında maddi ya da manevi, anlamlı bir ödülle onu cesaretlendirin. Bu tutum bu davranışların tekrar yapılma olasılığını artırır. Çocuğunuzun endişesini anlayın ve anlayış gösterin: Çocuğunuzun endişeleriyle ilgili konuşun ve gerçekçi açıklamalar yapın. Çocuğunuzun korkularına değil fakat endişelerine ve duygularına anlayış gösterin. İstemediğiniz bir davranışı görmezden gelin: Bir önceki yöntemin tersi olarak, çocuğunuzun kaygılı davranışına ilginizi kesin ve kaygılı davranış sona erince yeniden ilgi gösterin. Bu yöntem çocuğunuzun güvence arama davranışını azaltmasını sağlayacaktır. Kaçmasını engelleyin: Korkulan durumdan kaçınması, çocuğunuzun durumun gerçekten tehlikeli olmadığı ve kendisinin güçlü olduğu gerçeğini öğrenmesine olanak sağlamadığından, korkuyu artırmaktadır. Çocuğunuz için denemesi çok zor olmayan bir basamaktan başlayın ve çocuğunuzu korkutan şeyleri denemesi için teşvik edin. Çocuğunuzu yapıcı olmaya teşvik edin: Kaygı yaratan durumu yapıcı bir şekilde ele almayı düşünmesi için çocuğunuzu teşvik edin. Çocuğunuzun kaygısıyla bas etmek için kendi çözümünü bulmasını sağlayın. Cesur ve kaygısız davranış modeli göstermek: Çocuğunuza model oluşturan anne babalar olarak, ‘basa çıkan model’ olun. Zorluklarla karşılaştığınızı ve bunlarla yapıcı bir şekilde başa çıktığınızı gösterin.   Sonuç olarak, kaygılı çocuklar dünyanın tehlikeli bir yer olduğuna inanırlar ve bu inançları genellikle masum olayları çok tehlikeleri olarak algılamalarına sebep olur. Örneğin geceleyin dışarıdan gelen bir sesi, bir soyguncu olarak algılarlar. Bu düşünme bicimi, çocukların korkularını destekleyen bir kanıt olur ve bu kanıtların artması korkularını destekler. Kaygı duyan çocuklar, korktukları şeylerden kaçınırlar. Bu nedenle ‘tehlike’ inançlarını sınama ve bu inancın aksine bir kanıt bulma imkanına sahip olmazlar. Böylece korktukları şeylerin meydana gelmeyeceğini asla öğrenemezler. Bu da kaygının sürdürülmesine yardımcı olur.   Çocuğunuzun korkularının şiddetinin ve suresinin arttığını ve gündelik hayatını olumsuz yönde etkilediği durumlarda, bir uzman yardımına başvurmanız yararlı olacaktır.   Kaynak: Rapee, R. M., Spence, S. H., Cobham, V. & Wignall, A., Kaygılı Çocuğa Yardım, Arkadaş Yayınevi, 2003.  
DEVAMINI OKU
06/06/2012
Obsesif-Kompulsif Bozukluk
Obsesif-Kompulsif Bozukluk nedir?   Obsesif-Kompulsif Bozukluk kaygı bozuklukları arasında yer alır. Obsesif Kompulsif Bozukluk problemi yasayan bireylerde istenmeden gelen, zihinde tekrarlanan sürekli düşünce, dürtü ve hayaller kaygıya neden olur. Bunlara ‘takıntı’ (obsesyon) denmektedir. Obsesyonlar bireyde endişe, gerginlik ve strese neden olurlar. Bu endişeyi azaltmak için tekrarlanan, kişinin yapmaktan kendini alıkoyamadığı ritüellere ise ‘zorlantı’ (kompulsiyon) denmektedir.   Sık karşılaşılan takıntılardan bazıları; bulaşma (pislik, mikrop), şüphe (kapıyı kapattığından, fişi çektiğinden), hastalık (ölümcül hastalığa yakalandığı hissinden kurtulamama), düzen ve simetri, saldırganlık (çocuğumu camdan atar mıyım?), cinsel takıntılar (namazda akla erotik görüntülerin gelmesi), dini takıntılar (Allah’a küfür etme, günah şeyler yapma), metafizik takıntılar (ben ben miyim, ruh nerede? Sorularından kurtulamama) olarak sıralanabilir.   Sık karşılaşılan kompulsiyonlar ise; kontrol (yoldan donup kapıyı kapatıp kapatmadığını kontrol etme), yıkama (tekrar tekrar el yıkama, evi temizleme), sayma (yoldan gecen arabaları sayma), sorma-anlatma (‘ne dedin bir daha söyle?’ gibi sorular), dua etme (ayni duayı defalarca tekrarlama), simetri ve düzen (çizgilere basmama, eğri tabloyu düzeltme), biriktirme (evi çöp eve dönüştürme) olarak sıralanabilir.   OKB’si olan yetişkinler obsesyonlarının ve kompulsiyonlarının aşırılığını ve mantıksızlığını farkındadırlar ve bunlara karşı direnme çabası gösterirler. Bu direnme sırasında gittikçe artan kaygı ve gerginlik, sonunda kompulsiyonların yani rahatlatıcı davranışların artmasına sebep olur. Böylece kişi artık direnmeden kompulsiyonlarını günlük yaşantısının bir parçası haline getirir.   Obsesif-Kompulsif Bozukluk Kaç Yaşında Ortaya Çıkar?   Genellikle 22-36 yaslarında başlar. Bununla beraber ilköğretim çağında çocuklarda da görülmektedir. Çocuklardaki seyri de yetişkinlere benzer olarak ilerler.   Obsesif-Kompulsif Bozukluk Hastalığının Sebepleri Nelerdir?   Yapılan araştırmalarda, OKB hastalarında beyin yapısında kimyasal fonksiyonlarda farklılıklar olduğu bulunmuştur. Serotonin hormonunun, OKB hastalarında az olduğu veya yeterince etki göstermediği saptanmıştır. Ayni zamanda, EKG görüntülemeleri sonucunda OKB hastalarının ön beyin bölgelerinde sinir sisteminin çalışmasında anormalliklere rastlanmıştır.   Obsesif-Kompulsif Bozukluk Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?   OKB tedavisinde iki etkili tedavi yönteminden bahsedilebilir. Bunlarda birisi ilaç tedavisidir. OKB, bir kaygı bozukluğudur ve diğer kaygı bozukluğunda kullanılan ilaçlar OKB tedavisinde 50-70% düzeyinde başarılı sonuçlar doğurmaktadır.   Diğer yöntem ise ‘Bilişsel Davranışçı Terapi’ yöntemidir. Bu yöntemle bireyin zihinsel mekanizmaları incelenerek, düşünce hataları saptanır ve bilişsel yeniden yapılanma ile işlevsel ve gerçekçi düşünceler ile değiştirilir. Ayni zamanda rahatsızlık veren takıntının üstüne gidilir ve tepkinin önlenmesi sağlanır. Amaç kaygıyı azaltmak ve böylece obsesyon ve kompulsiyonların etkinliğini ortadan kaldırmaktır.     Kaynak: Tan, O., Takıntılar: Vaka Örnekleri ve Tedavi Yöntemleri, Timaş Yayınları, 2010.
DEVAMINI OKU
01/06/2012
Oyun neden önemlidir?
“Hayal gücü bilgiden daha değerlidir.” Albert Einstein   Çocuklar doğumlarından itibaren çeşitli formlarda, çeşitli nesneler oyun kurar, gerçek hayatla ‘oyun’ aracılığıyla iletişim kurarlar. Oyun, çocuğun yaşamının vazgeçilemez bir parçasıdır. Oyun oynamak çocukları bedensel, duygusal, sosyal ve zihinsel olarak geliştirir.   Oyun ve zihinsel gelişim   Yapılan araştırmalarda, oyun oynamanın sinir hücrelerinin ve sinaps bağlantılarının gelişmesine katkıda bulunduğu görülmüştür. Ayni zamanda, oyun oynama deneyimi, beyindeki üzüntü, kaygı, öfke gibi olumsuz hisleri ortadan kaldırmaktadır.   Oyun ve sosyal-duygusal gelişim   Çocuklar, oyun yoluyla düşünceler, duygular ve ilişkilerde beceri ve kontrol kazanmayı öğrenirler.   Oyun çocuklara ne kazandırır? Yaratıcı düşünmeyi Sorumluluk almayı İşbirliği kurmayı ve paylaşmayı Kendini tanımayı Dikkatini bir noktada yoğunlaştırmayı ve organize olma yetisini Sosyal roller edinmeyi ve duygularını dışa vurmayı Problem çözme yetisini Kendini ifade etmeyi ve sözlü ifadeleri anlamayı Toplu yasam için gerekli kuralları öğrenir.   Çocuk, oyun suresince seçtiği rollerle secim yapmayı öğrenir ve seçimlerin sorumluluğunu kabul eder. Bu, çocuğun sorumluluk bilincini ve hayat üzerindeki kontrolünü artırır. Ayni zamanda çocuk oyun aracılığıyla deneme-yanılma yoluyla öğrenir.   Çocuk, oyun sayesinde sosyalleşir. Çocuğun diğer çocuklarla oyun aracılığıyla kurduğu iletişim, ileri yaslarda kendi başına karar verme alışkanlığı kazandırır, işbirliği yapma ve yardımlaşma duygularını geliştirir. Oyunun sağladığı özgür ortam, çocuğun duygu ve düşüncelerini, isteklerini rahatlıkla gerçekleştirebileceği bir dünyadır. Bu dünya, çocuğun gerçek hayata ilk adımlarıdır.   Oyun çocuğu hayata hazırlar!   Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Fakültesi’nin yapmış olduğu araştırmalar sonucunda oyunun birçok özelliğiyle, çocukların gelişimlerine katkıda bulunduğu belirlenmiştir.   1. Oyun kurallı bir eylemdir ve bu kurallara uygun olarak oynanmak zorundadır. Oyun sırasında çocuklar, kurallar koyarlar ve duygularını oyun içerisinde kurallara uygun olarak açıklar, başkalarının haklarına saygı gösterirler. Bu da çocukları sosyal kurallara uymaları konusunda hayata hazırlar. Ayni zamanda kurallara uyulmadığı takdirde neler olabileceğini yasayarak öğrenirler.   2. Oyunlar oynanıp bitirildikten sonra ayni şekilde yeniden oynanır. Çocuklar ayni oyunu sıkılmadan defalarca oynayabilirler. Bu sayede çocuklar, hayatlarında birçok şeye ayni hevesle başlayabilmeyi öğrenirler (Örneğin; yeni bir is gününe).   3. Çocuklar oyunla ‘mekan’ tercih etmeyi öğrenir. Çocuklar oyunun yapısına göre tercih yaparken, tercihleri konusunda bilgiler edinmeyi, şartları değerlendirmeyi ve yaratıcı fikirler üretmeyi öğrenirler.   4. Oyunda rekabet vardır. Oyunlarda çocuk başarılı olmak için çaba harcar. Başarılı olan sevinci, kaybeden ise üzüntüyü deneyimler. Kaybeden çocuk, bir sonraki sefere kazanmak için kendini motive eder ve bu amaç doğrultusunda caba harcar. Bu rekabet ortamı, onları hayattaki mücadeleleri için hazırlamaktadır.   5. Her oyunda bir ritim ve uyum söz konusudur. Oyun başlar, ve gittikçe hız kazanır. Bu iniş ve çıkışlar oyuna bir ritim katar. Bu ritim sayesinde çocuk, hızlı düşünmeyi, düşüncelerini hareketlerine yansıtmayı öğrenir. Bu, da beden ile zihin arasında bir uyum oluşturur.   Oyun çocuklar için sadece eğlenceli vakit geçirmek değil, ayni zamanda öğrenmek, gelişmek demek! “Oyunlar en neşeli araştırma biçimidir.” Albert Einstein.   Kaynak: Kasap, N. E., Yeni Çağın Çocukları: Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Yöntemler, Hayy Kitap, 2008.  
DEVAMINI OKU