PSİKOLOJİ YAZILARI

16/08/2012
Aile içi kavga ve çocuğa yansıması
Uzm.Psk.Didem EVRE
Çocuğun sağlıklı bir gelişim göstermesi ve sağlam bir kişilik kazanması için ailede düzenli bir yaşam biçimi sürdürülmelidir. Aile içinde eşler arasında zaman zaman yaşanan kavga ve tartışmalar çocukları olumsuz yönde etkiler. Özellikle küçük yaşlardaki çocuklar anne baba arasında süregiden tartışmalara sıklıkla tanık oluyorlarsa dışa vuramadıkları duyguları; anne babanın tartışma sonucunda ayrılacağı ve kendilerinin ortada kalacağı duygusudur. Bunun yanı sıra çocukların büyük bir çoğunluğu kavgalara kendilerinin neden olduğu duygusuna kapılarak kendilerini suçlama eğilimine girerler.   Çocuk sevgiyi, hoşgörüyü de, öfkeyi ve kızgınlığı da aile içinde anne ve babasını model alarak öğrenir. Dolayısıyla çocuğun yaşadığı mekanda ebeveynler tarafından hangi duygular ve davranışlar daha çok sergileniyorsa çocuk bunları görerek ve taklit ederek yetişir ve kişiliğini oluşturur. Sürekli öfkeli olan ve ev içinde sürekli karşılıklı birbirine bağıran anne baba ile birlikte büyüyen bir çocuğa aile öfkeli olmamayı, her olaya hoşgörüyle bakmayı öğretemez. Aile kavgalarını mümkün olduğunca çocuğun bulunmadığı bir mekanda yapmalı ancak bu kavgaları sürekli hale getirmemelidir. Önemli olan anne baba arasında tartışma olsa da bunun uzlaşmayla sona erdirilmesidir. Çünkü anne babanın ayrılacağı ve ortada kalacağı endişesini yaşayan çocuk ilişkilerinin bozulmadığını ve aile içinde sevginin azalmadığını anlamalıdır. Ancak her tartışmanın kavgaya ve karşılıklı ağır hakaretlere dönüştüğü evlerde çocukların ruh sağlığı kuşkusuz olumsuz yönde etkilenir. Sık sık anne babasının kavga ettiğine tanık olan çocuk özgüven duygusunu da kazanamamış olur.    Ebeveynler arasındaki çatışma bebeklikten başlayarak, ergenliğe kadar her yaşta çocuğu etkiler. Ancak farklı yaş gruplarının tepkileri de farklıdır. Çocuklar anne babaları arasındaki bağrışmalara genellikle odayı terk etme, kulaklarını kapama, ağlama, donakalma, çatışmaya araya girerek ve sözel tepkilerle müdahale ederek çözmeye çalışma gibi tepkiler verebilir. Ergenler sözel olarak müdahale edebilecekleri gibi, kendi odasına kapanıp müziğin sesini sonuna kadar açma gibi başa çıkma yöntemleri bulmaya çalışırlar. Bebeklikte ve okul öncesi çocuklarda ise tepkiler aşırı hareketlilik, gülme, çığlık atma gibi duygusal tepkiler şeklinde olabilir.    Anne baba kavgaları çocuklar üzerinde derin izler bırakır. Anne babalar çocuklarının tartışmalardan olumsuz etkilendiğini bildikleri halde kavga etmeyi sürdürmekte, kavga etmeden önce çocuğu odasına göndermek gibi çözüm yolları bulmaya çalışmaktadır. Ancak gürültülü bir kavgaya dönüşen karşılıklı öfke aktarımından çocuk uzak tutulmaya çalışılsa bile duymamasına imkan yoktur. Anne ve babalarının öfkeli, kızgın ve üzgün hallerine tanık olan çocuk için bu durum oldukça sarsıcıdır. Ev içerisinde tartışma ve kavgaya şahit olmayan çocukların insanlara güvenme, başkasını sevme ve kendi başına iş yapabilme yetileri istenen düzeyde gelişim gösterirken, kavganın eksik olmadığı bir evde büyüyen çocuklarda görülen sorunlar azımsanmayacak kadar çoktur. İlk başta okul başarısızlığı, ders notlarında düşüş olarak kendini gösteren sorunlara davranışsal pek çok sorun eklenir. Okulda kavgacı olabilir ve uyumsuz davranışlar sergileyebilir. Ani içe kapanma gözlenebilir. Uyku bozuklukları başlayabilir, anne baba yanında yatma isteği oluşabilir. Korku ve alt ıslatma gibi bozukluklar gelişebilir. Anne babadan yeterli sevgi alamadığını düşünür. Devam eden kavgalardan yaşadığı tedirginlik ve kaygı depresyona dahi sürükleyebilir.    Bütün bu sorunların yanı sıra, çocuğun gelecek yaşantısı da anne baba kavgaları sonucunda şekil alır. Aile içinde sürekli kavga ve şiddete tanık olan çocuklar yetişkinliğe ulaştıklarında bazı kişilik bozuklukları gösterebilirler. Saldırgan ve öfkeli davranışlar, evden kaçma, yalan söyleme, anne ve babadan kopma, aile bireyleri arasındaki bağların azalması, yalan söyleme, evden kaçma gibi sorunlar görülebilir. Ayrıca evlenmeye karşı olumsuz duygular geliştirebilir, başarısız evlilikler yapabilir.   
DEVAMINI OKU
15/08/2012
Çocuğunuza aldığınız oyuncaklar karakter gelişimini etkiliyor
Uzm.Psk.Didem EVRE
Oyuncak çocuğunuzun karakter gelişimini etkiler mi? Hangi oyuncaklar ne zaman alınmalı? Oyuncak sadece bir eğlence veya öğrenme midir? Bu soruların yanıtları, bu yazıda…   Çocuk merak ve faaliyette bulunma gereksinimi ile oyun oynamaya başlar. Bu deneme araştırma girişimlerini rahatlıkla yürütebileceği ortamın ve oyuncakların sağlanması önemlidir. Seçilen oyuncak çocukta merak uyandırmalı, kas gelişimini desteklemeli, girişimciliği ve düş gücünü arttırmalıdır.  Daha da önemlisi çocuğu problem çözmeye yönlendirmelidir.   Çocuğun isteyerek ve hoşlanarak içinde yer aldığı fiziksel, bilişsel, dilsel, duygusal ve sosyal gelişiminin temeli olan oyun, etkin bir öğrenme süreci olmasının yanı sıra çocuğun kendini ifade etmesine olanak sağladığı için de önemlidir. Çocuk oyun aracılığıyla duygusal yönden rahatlar ve çevresindeki bireylerle ilişkilerinde kendisine düşen rolü oynayarak kişilik gelişimini sürdürür.   Çocuğun oyun sırasında oyuncakları aracılığıyla gerçek yaşama atıfta bulunan sahneler ya da hayali oyun sahneleri yaratması çocuğun anne baba veya sosyal çevresi ile ilgili kaygılarını oyun içinde çözüme kavuşturarak rahatlamasına olanak tanır.   Oyuncakları yaşlara göre gruplandırdığımızda; bebeklik döneminde tüm duyuları uyaran renkli ve ses çıkaran çıngırak, dönence gibi oyuncaklar cazip gelmektedir. Bu dönemlerde merakları artmış olan çocuklar deneme yanılma yoluyla basit problemlerin çözümünü bulabilir, değişik şekil ve boyutlardaki tüm araç ve gereçleri oyuncak gibi kullanarak yeni oyunlar yaratabilmektedir. Dolayısıyla bütünü parçalara ayırmasını sağlayan yapbozlar ve bultaklar, içini doldurup boşaltmasına fırsat veren karton kutular, üst üste koyarak kule oluşturmasını sağlayan küpler ilgisini çekmektedir.   Yaşı büyüdükçe mutfak ve tamir malzemeleri, oyuncak bebekler, arabalar ve tabancalar da okul öncesi çocukların gözdesidir. Mutfak oyuncakları ile yemek yapması bir kız çocuğu için cinsiyet gelişiminde anneyi model olarak almasında etkindir. Aynı durum tamir oyuncakları ile oynayan erkek çocuk içinde babayı örnek almasında önemlidir. Oyuncak bebek ile oynayan çocuk bir oyuncak bebeği giydirerek, besleyerek annelerinin onlar için yarattıkları dünyayı taklit ederler. Bu sayede sorumluluk almayı öğrenirler, doyurma, ilgi verme ve şefkat duygusunu öğrenirler.   Çocuk büyüdükçe oyuncakları arasına satranç, kızmabirader gibi grup oyuncakları eklenmekte, hayal gücü ve yaratıcılığa fırsat veren legolar ve inşa oyuncakları ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Legolarla çeşit çeşit biçimler yaratmak, modelleri yeniden kurmak çocuğun düş gücünü çalıştırdığı gibi algılama duyusunu da geliştirir. Satranç, kızmabirader gibi akıl yürütmeye dayalı oyunlar ise mantık, rekabet, el ve göz koordinasyonunu geliştirirken aynı zamanda kazanma ve kaybetme gibi duyguları ortaya çıkarmaktadır.   Bunun yanı sıra kahramanlaştırdığı ve kendisiyle özdeşim kurduğu oyuncak bebek ve kaslı vücutlarıyla, üstün güçleri olan süper kahraman oyuncakları ile oynamak onlara büyük zevk vermektedir. Bu oyuncaklar çocukların zihninde beden imajı oluşturmakta, saldırganlık dürtülerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu açıdan düşünüldüğünde bu tarz oyuncakların karakter gelişimi üzerinde olumlu etkileri olduğundan söz etmek mümkün değildir.   Okul çağına gelen çocuk, daha soyut oyunlara yönelmekte, tabanca, bebek gibi oyuncaklara bilgisayar oyunları ve oyun konsolları eşlik etmektedir. Bu sanal oyuncakların çocukların karakterleri üzerindeki etkileri hem olumlu hem olumsuz olabilmektedir. Problem çözme becerisini, çok yönlü ve boyutlu düşünme yetisini kuvvetlendirdiği gibi arkadaşlarından uzaklaştırarak saldırganlaştırabilmekte, hırslanmalarına, kaybetmekten dolayı üzüntü duymalarına ve yenmek için daha çok bu oyunlara hapsolmalarına neden olmaktadır. Okul öncesi dönemde başlayan büyük parçalı yapboz oyunları yerini küçük ve çok parçalı ve ince ayrıntıları olan maket ve yapbozlara bırakmaktadır. Yapboz sayesinde zihinsel bir çaba harcayan çocuk düşünme ve çözüm bulma çabasına girer. Parçaları birleştirerek ortaya koyduğu bütün ile kendine güveni de artacaktır.   Görülüyor ki; çocuk içinde bulunduğu yaş döneminde edindiği becerileri geliştirecek olan oyuncaklara daha eğilimlidir. Oyuncak çocuğa kendine ait bir dünya yaratmanın yanı sıra ebeveyninde bu dünyaya katılmasını sağlayan bir kapıdır. Bir arada oyun oynayan anne baba ve çocuk arasında oyun ve oyuncak aracılığıyla bir iletişim kurulur. Birlikte oyun oynayan ailelerde anne babalar, aldıkları oyuncakların çocuk üzerindeki etkilerine tanık olarak çocuklarının karakterlerini olumlu yönde geliştirmeye yardımcı olur.  
DEVAMINI OKU
14/06/2012
"Panik Atak"la nasıl başa çıkabilirim?
"Oluyor muyum? Deliriyor muyum? Yeniden bir atağa mı yakalanıyorum? Ne yapabilirim?" Bunlar, panik atak yaşayan bireylerin sahip olduğu endişeli ve panik düşüncelerdir. Bu korku dolu düşüncelerin mantıklı bir nedeni yoktur çünkü gerçek bir tehlike sonucunda ortaya çıkmazlar. Bir kez bu duyguyu yasayan kimselerin, en ufak bir endişe halinde bile sinir sistemleri uyarılır ve bunun sonucunda bu kimseler gittikçe artan panik, stres ve korku duyguları yasarlar. Panikatak birçok insanın hayatını stresli kılar. Ancak, panik atağı durdurabilirsiniz!   Panik atak sırasında bedenimde neler oluyor?   Bedeninizin bir tehlike anında gösterdiği tepkiler, kalp çarpıntısı, mide kasılması, ellerinizin terlemesi, nefes darlığı, titreme bedeninizin tehlikeyle savaşmak için gösterdiği ‘savaş ya da kaş’ tepkileridir. Panik atakta da ayni tepkiler devreye girer fakat bu durumda gerçek bir tehlike yoktur, yani vücudumuz ‘sahte alarm’ yaşar. Bu ‘sahte alarm’ tepkileri birkaç kez tekrarlandıktan sonra ayni olaylar karşısında sürekli tekrar eder. Örneğin, geçen hafta alışveriş merkezinde panik yaşadıysanız ve kalbiniz yerinden çıkacakmış gibi çarptıysa, yeniden alışveriş merkezine gitme düşüncesi bile kalbinizin aynı şekilde çarpmasına yol açar. Bu durumda farkına varmanız gereken nokta korkunuzun mekandan değil, panik olmaktan kaynaklandığını anlamayanızdır. Panik yasayan bireyler bu şekilde, dükkanları, sinemaları, metroları vs. panik ile bağdaştırır ve bu mekanlardan kaçınırlar.   Panik sırasında ‘Bedenim-Düşüncelerim-Davranışlarım’:   Fiziksel olarak korkuya bağlı bir belirti yaşandığında (örneğin; kalp çarpıntısı), bu durum tamamen ilgisiz bir olaydan örneğin, spordan dolayı olsa bile bu korku, panik atağı harekete geçirir.   Bu fiziksel belirtiler yaşandığında, düşünceler de gelecekte oluşabilecek felaket senaryolarını yazmaya baslar. Örneğin; ‘Kalp krizi geçirebilirim, bayılabilirim, çığlıklar atabilirim, kontrolümü kaybedip delirebilirim.’ Bu düşünceler -> korkuyu -> fiziksel tepkileri artırır ve sizi korkunç şeyler olacağına inandırır. Kısacası, düşünceler, panik atak yasayan bireyleri alarma geçirir ve korkuları daha büyük boyutlara sürükler.   Düşünceler sonucu gelişen panik durumu bireyi, tehlikeli durumlardan kaçınmaya ve güvenli bir yere saklanmaya yönlendirir. Kaçındığı zaman endişeleri hafifleyen birey, ayni durumda karşılaştığında gene kaçınmak isteyecektir. Bu kaçınma davranışı ise panik duygusunun mekanla ilgili olduğu yanlış mantığını iyice yerleştirecektir. Bunun üstesinden gelmek için birey panik yaratan duygular ve mekanlarla yüzleşmelidir.   Panik atak sırasında kısır bir döngü yaşarız:   Panik atak yasayan bireyler, panik atağa sebep verebilecek tüm olayları saf dışı bırakıp kendilerini güvende hissetmeyecekleri yerlerden kaçınırlar. Ayni zamanda, panik atağa odaklanarak, sinyaller beklerler. Böylece bu korkular daha büyük korkulara ve daha çok kaçınmalara yol acar. Fiziksel tepkiler yaşandığında, korku oluşur, korkudan dolayı felaket içerikli düşünceler oluşur, bu düşünceler daha büyük korkulara yol acar ve sonrasında daha ciddi fiziksel tepkiler oluşur. Böylece kısır bir döngü oluşur ve bu döngü panik atak suresince devam eder.   Bu kısır döngüden nasıl kurtulabiliriz? İçten içe yaşadığımız ‘endişe’ duygusunu kontrol altına alıp, paniğe kapılma korkusunu azaltarak -> Panik atak tehlikeli değildir. Panik yaratacak durumlardan kaçınmayı sona erdirerek -> Panik atak yaratan olaylarla yüzleşmeli ve bunun yarattığı duygularla basa çıkmayı öğrenmelisiniz.   Panik atağı durdurmak için neler yapabilirsiniz?   Endişenin oluşturduğu fiziksel rahatsızlıkları azaltma yöntemleri: Stresli bir durumla karşılaştığınızda düzenli, rahat ve sakin nefes alin. 8’ e kadar sayarak burnunuzdan aldığınız sakin nefesi bir saniye tutun ve bir kamıştan üflüyormuş gibi içinizden 8’ e kadar sayarak yavaşça ağzınızdan verin. Buna ek olarak stresli bir olayla karşılaştığınızda içinizden ‘sakinleş, rahatla’ gibi sakinleştirici sözcükler geçirin. Bir diğer teknik ise kaslarınızı adım adım kasıp gevşetmektir. Rahat bir pozisyona girin ve kaslarınızı önce gerin, sonra gevşetmeye başlayın. Kastığınız kaslarınızın nasıl bir duygu oluşturduğunun farkına varın ve rahatlamanızın keyfini çıkarın. Bu egzersizler fiziksel olarak daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Endişeden kurtulmanızı sağlayacak düşünce yöntemleri: Panik yaratan düşünceleri saptayın ve panik anında içinizdeki ‘akılcı sesi’ harekete geçirerek bu düşünceleri değiştirin. Olacağını düşündüğünüz felaketin geldiğini haber verecek bir deliliniz var mi? Simdi panik sırasındaki kısır döngüyü biliyorsunuz, bu olaya daha farklı bakabilir misiniz? Belki de üzüldünüz, yalnızsınız, kızgınsınız. ​Panik düşüncelerinizin yerine koyabileceğiniz akılcı alternatifler: Panik dolu düşünce: ‘Ya bayılırsam?’ Akılcı alternatif: ‘ Daha önce paniğe kapıldığımda hiç bayılmadım.’ Panik dolu düşünce: ‘Kalp krizi geçireceğime eminim.’ Akılcı alternatif: ‘ Panikten oluşan bedensel tepkiler tehlikeli değildir. Vücudum yalnızca korkumu yansıtıyor.’ Korkularınızı, yorgunluk, açlık ya da kafeine ve sıcağa bağlı vücudunuzun verdiği tepkilerden ayırt etmeyi öğrenin. Bazı insanlar çok üzüntülü veya öfkeli olduğunda da endişelenirler. Duygularınızı tanır ve sınıflandırırsanız, bu durumlarla karşılaştığınızda üstesinden daha rahat gelebilirsiniz. Kaçınan durumlarla yüzleşmeyi öğrenme teknikleri: Korktuğunuz şeylerden kaçınırsanız, panik belirtilerinden de kaçınırsınız fakat korkunuz daha da derinleşir. Bu döngüyü tersine çevirmek için bu durumlarla adım adım yüzleşmelisiniz. Yüzleşmeye başlamadan önce kaçındığınız durumların listesini yapın ve şiddetine göre sıralayın. Önce başarmanızın daha kolay olduğu işlerden başlayın ve ilk başarısızlıkta umutsuzluğa kapılmayın.   Panik oluşturan durumla yüzleşirken; Endişeden oluşan reaksiyonlar doğaldır ve zararlı değildir. Endişe yaratan düşüncelere takılmayın ve kendinize öğrendiğiniz akılcı çözümleri hatırlatın. Yavaş ve derin nefes alin. Olmasından korktuklarınıza değil gerçekten o sırada yaşadığınız olaylara odaklanın. Başarılarınızı ufak da olsa kutlayın.   Korkunuzu kontrol etmeyi öğrenmek hayatinizi daha mutlu ve huzur verici kılacaktır. Olmasından korktuğunuz şeylerin aslında hiç gerçekleşmediğini ve fiziksel tepkilerinizin azaldığını hatta yok olduğunu göreceksiniz. Hayatinizi yeniden şekillendirecek, önceden kaçındığınız aktivitelere katılmakta özgür olacaksınız. Bir adıma atin ve sabırla ilerleyin… Sonunda mutlaka başaracaksınız!   Kaynak: Babior, S. & Goldman, C., Panik Atak, Kuraldışı Yayıncılık, 1999.  
DEVAMINI OKU
13/06/2012
Özgüveni yüksek çocuklar yetiştirmek
Bütün anne babaların bebeklerini kucağına aldığı andan itibaren gayeleri bebeklerinin, özgüveni gelişmiş bir birey olmasıdır. Peki çocuklarımızın ‘özgüven’ini nasıl sağlayacağız? Özgüven duygusu çocukların doğuştan sahip olduğu bir duygu değildir. Özgüven, çocukluk çağında edinilen deneyimler, beraber olunan kişiler ve yaşanılan olaylarla gelişir.   Çocukların, özgüvenini geliştirmede en önemli etken, anne babanın bebeklikten itibaren hiçbir öncelikli şart ve durumu göz önüne almadan çocuklarına gösterdiği ‘karşılıksız’ ‘sevgi’ dir. Çocuğunuza kuruduğunuz ‘ Uslu çocuk olursan seni severim, yemeğini yersen seni çok severim’ gibi cümleler, kendisine gösterilen sevgiyi hak etmediği hissi yaratır ve çocuğunuz bunun sonucu olarak kendisini sevilmeye değer görmez. Kendisini sevmeyen çocuk, başkalarının da onu sevmediğini düşünecektir. Çocuğunuzun neyi başardığına, nasıl davrandığına bakarak değil, kim olduğuna dayanarak onu sevin… Ebeveynler zaman zaman çocuklarının bazı islerini tek başına yapamayacağını düşünürler ve çocuklarına denemeleri için fırsat vermezler. Çocukların aslında yapabileceği işleri üstlenen ebeveynler, çocuklarına ‘Sen bunu yapabilecek beceriye sahip değilsin’ mesajını verirler. Bu mesaj karşısında çocuğun başarabileceğine karşı inancı, özgüveni azalır. Çocuğunuza küçük yaşlardan itibaren yaşına uygun isleri üstlenmesi ve mücadele etmesi için fırsat verin. Çocuğunuzun yetenek ve becerilerini geliştirmesi için verdiğiniz destek ile, ‘başarma duygusu’ gelişecek ve kendine olan güveni sağlamlaşacaktır. Çocuğunuz verilen sorumluluğu başaramamış olsa da ona koşulsuz destek ve sevgi vermeye devam edin. Böylece çocuğunuz, kendine değer verildiğini ve desteklenmeye devam edildiğini hissedecektir. Ailesi tarafından değerli hissedilen çocuğun ailesi ile ilişkisi sağlam güven temelleri üzerine kurulacaktır.   Çocuğunuzun yaşı kaç olursa olsun ayrı bir birey olduğunu unutmayınız ve tercihlerine saygı gösteriniz. Çocuklarınızın ileride de kendi kararlarını alma becerisini desteklemek için, küçük yaşlarda itibaren çocuğunuzun tercih yapmasına ve kararlarını uygulamasına izin verin.   ‘Tabağındaki bitecek, daha doymadın’ ‘Terledin, su içme’ ‘Tolga ile konuşma, o yaramaz bir çocuk’   gibi müdahaleler çocuğunuzun kendi hayatıyla ilgili tercih yapmasına engel olur. Ayrıca bu cümleler ile çocuğunuza fikirlerine saygı gösterilmediği mesajını iletmiş olursunuz. Tercih yapılmasına izin verilmeyen çocuklar, ebeveynlerine bağımlı, kendi başına karar alamayan bireyler olarak yetişirler. Ebeveynler olarak, çocuğunuzu yönlendirmek istemeniz çok doğal bir yaklaşımdır fakat bunu çocuklarınızın kendi verebileceği kararlara müdahale ederek ya da onun yerine karar vererek yapmamalısınız. Aşırı koruyucu bir tutum yerine, çocuğunuzun kendini yönetebilen bir birey olmasına destek vermelisiniz. Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse, kınama ve ayıplamayı, Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı, Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi, Eğer bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı, Eğer bir çocuk hoşgörü ile yetişmişse, sabırlı olmayı, Eğer bir çocuk desteklenip yönlendirilmişse, kendine ‘güven’ duymayı, Eğer bir çocuk övülmüş, beğenilmişse, takdir edilmeyi, Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyümüşse, adil olmayı, Eğer bir çocuk güven ortamı içinde büyümüşse, inançlı olmayı, Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse, kendisini sevmeyi öğrenir, Eğer bir çocuk ailesi içinde destek ve arkadaşlık görmüşse, mutlu olmayı öğrenir. Çocuğunuza ilgi göstermeniz, onu fark ettiğiniz, aktif olarak dinlediğiniz, sözlerinin ve yaptıklarının önemli olduğunu hissettirdiğiniz anlamına gelir. Çocuğunuza ilgi göstermeniz, onların özgüveni gelişmiş, kendini ifade edebilen bireyler olarak büyümelerine katkıda bulunacaktır.    Kaynak: Kasap, N. E., Yeni Çağın Çocukları: Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Yöntemler, Hayy Kitap, 2008.
DEVAMINI OKU
12/06/2012
Çocuğunuzu yetiştirmeye kendinizden başlayın!
Çocukların ilk eğitim aldıkları yer ‘aile’dir. Çocuklar erken yaslardan itibaren aile yapısını, aile bireyleri arasındaki iletişimi ‘rol model’ olarak alırlar. Birbirini sevgi dolu, aktif dinleyen bir ailede yetişen çocuk ile birbirini dinlemeyen aile bireylerinin olduğu ortamda büyüyen çocuğun gördükleri ilk rol modeler birbirinden farkı olur ve buna bağlı olarak bu iki çocuğun sosyal ilişkileri farklı gelişir.   Çocuk yetiştirmede, ebeveynlerin kişilik yapılarının etkisi yadsınamaz. Ebeveynlerin, çocuk yetiştirme tutumlarının özünde, ‘temel inançları’ yatmaktadır. Anne-babalar olarak çocuklarımızı daha sağlıklı yetiştirebilmek için önce kendimizde hoşnut olmadığımız davranışları değiştirmeli,  olayları esnek bakmaya başlamalıyız.   ‘Olumsuz davranışlarımız çocuklarımızı yetiştirmemizi nasıl engelliyor?’ ‘Neleri arzu ettiğimiz gibi değiştirebiliriz?’ ‘Çocuklarımız ile nasıl daha kolay ve etkili iletişim kurabiliriz?’   Ebeveynler olarak, kendinize olan özgüveniniz düşükse, bunu çocuğunuza da yansıtırsınız. Öncelikle ebeveynler olarak özgüveninizi geliştirmelisiniz ki çocuklarınıza değerli olduklarını aktarabilin ve özgüveni yüksek bireyler yetiştirin. Bunun için önce değiştirmek istediğiniz yönlerinizi belirleyin ve eyleme geçin!   Olumsuz tecrübelerinizi, kotu deneyimlerinizi hafızanızdan silin.   Çocuğunuzun hayatına sekil verecek bireyler olarak, kendi problemlerinizden arınmanız için gerekirse bir uzmanda yardım alın ve daha pozitif bir başlangıç yapın.   Kendinizle konusun.   Kendinizi suçlayan, yargılayan içsel konuşmalarınızın farkına varın ve bunları olumlu ifadelerle değiştirin: ‘Ben başarılıyım, ben değerliyim’ gibi. Bu iletişim yapısını çocuklarınıza da uygulayın.   Yapacaklarınızı ertelemeyin.   Yapmak istediğiniz veya yarım bıraktığınız işlerinizi yazın. Otokontrolünüzü sağlayarak bu isleri tamamlayın. Yarım bıraktığınız isler, başarısızlık korkunuzdan kaynaklanıyor olabilir. Bu isleri tamamlamanız kendinize olan güveninizi artıracaktır. Çocuğunuza da islerini yarım bırakmaması için destek olun.   Başarmak istediğiniz şeyi düşünün.   Başarma hissini yasamak sizi olumlu bir ruh hali içine sokacaktır. Çocuklar da bir işi başardıkları zaman daha mutlu olurlar. Çocuklarınızın ve kendinizin başarılarını takdir edin ve başarının tadını paylaşın.   Geçmişte başardığınız isleri düşünün.   Ve bunları yakınlarınıza anlatın. Dostlarınıza sıkıntılarınız kadar başarılarınızı da anlatın. Ayni şekilde çocuklarınızın başarılarını da anlatırken cömert olun.   Sorunlarınızı gözünüzde büyütmeyin.   Sıkıntı yaşadığınız durumları büyüttükçe bu sorunla başa çıkamayacakmış gibi hissedersiniz. Bu da kendinize olan güveninizin azalmasına sebep olur. Daha önce yaşadığınız sorunların üstesinden nasıl geldiğinizi hatırlayın. Çocuğunuz, bir sorunla karşılaştığına da başarılı olduğu anları hatırlatın ve başarılı olduğu anlardaki hisleri aklında canlandırmasına yardımcı olun.   Hareket edin, gezinin.   Bunaldığınızı düşündüğünüzde yürüyün, egzersiz yapın. Spor yapmak seratonin ve endorfin hormonlarınızı artırır. Böylece kendinizi daha iyi hissedersiniz. Çocuğunuzla da ortak egzersiz yapabileceğiniz aktiviteler planlayın.    İstediğiniz şeyi gerçekleşmiş gibi hayal edin.   Bilinçaltınız emirleriniz ile eyleme geçer. İmgeleme tekniğiyle hayal kurmanız, bilinçaltınızı harekete geçirir. Çocuklarınızın hayal kurmasına izin verin ve bu hayalleri paylaşın.   ‘Hayır’ demeyi öğrenin.   Başka birini mutlu etmek adına, kendinizi üzecek şeyler yapmayın. Aynı zamanda ‘hayır’ dedikten sonra pişmanlık duyup geri dönmeyin. Çocuğunuza da ‘hayır’ dediğinizde bu kararınızda tutarlı olduğunuzu gösterin.   Sizi başarısızlığa iten davranış kalıplarını tespit edin.   Bu kalıpları ortadan kaldırmak için yöntemler geliştirin. Değişim için bir adım atın. Bu kalıpları çocuğunuzda fark ederseniz de, onu geliştirmeye, değiştirmeye yönlendirin.   Olumsuz düşüncelerinizden kurtulun.   Olumsuz düşünceler beyninizde kalıplaşır. Siz bu kalıpları kullandıkça da beslenir ve olumsuzluk olarak size geri döner. Bu kalıpları fark edin ve daha olumlu, gerçekçi düşüncelerle değiştirin.   Hedefinize odaklanın.   Başarıya odaklanan ruh hali size her zaman enerji ve mutluluk verir. Hayatınıza yon verenin siz olduğunu unutmayın. Bu davranışınız, çocuğunuza da ‘basarı’ konusunda rol model olmanızı sağlayacaktır.   Kaynak: Kasap, N. E., Yeni Çağın Çocukları: Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Yöntemler, Hayy Kitap, 2008.    
DEVAMINI OKU